Alevler her yere ulaştığında artık soluduğum hava bile zehirliydi. İçerideki duman o kadar yoğundu ki gözlerimi yaşartıp ciğerlerimi sıkıştırıyordu. Burası cayır cayır yanıyordu. İçerideki dumandan zehirlenmeye başlamış olmalıydım ki istesem de ayağa kalkamadım. Ellerimi zemine bastırıp şiddetli bir şekilde öksürmeye başlarken başım dönüyordu.
Baktığım her yerdeki kızıl alevler daha da büyüyordu. Sanırım yolun sonuna gelmiştim, burada ölecektim. Tüm bedenim tir tir titriyor, öksürüklerim hiç kesilmiyordu. Alevlere teslim olan ahşap tavandan bile çıtırtılar gelmeye başlamıştı. Tavan her an üzerime yıkılabilirdi.
“Farah!” Duyduğum bu sesle hızla başımı kaldırdım.
Gurur?
Evet, bu Gurur’un sesine benziyordu ama o olamazdı, Gurur ateşten korkardı. Küçük bir çakmağın alevine bile bakamazken yanan bir evin içine girmez, giremezdi. Belki de gerçekten ölmek üzereydim ve bu olmadan önce onun sesini duyduğumu sanıyordum. Yanlış duyduğuma kendimi inandırmaya başlamıştım ki Gurur’un ikinci kez, “Farah!” diyen gür sesiyle sertçe yutkundum.
Hayal veya rüya değildi, Gurur gerçekten buradaydı.
Benim için bir yangının içine mi girmişti?