"Majesteleri..neden bana beyaz prens diyorsunuz?"
Soğuk iliklerine dek işlemişken ellerini uzattığı ateş bir nebzede olsa bilincini yerinde tutuyordu. Yanında sadece beyaz ve kanla ıslanmış gömlekle oturan Jerome'ye göz ucuyla baktı. Kalbi, ateşin yansımasıyla alevden farksız görünen gözleri ile hızlandı. Ve hızla önüne geri döndü.
"Her şeyi biliyor gibi olmana rağmen bunu bilmiyor musun?"
Ateşte çatırdayan odunların arasına karıştı sorusu. Theodore gerilirken, "H-Her şeyi değil..sadece tesadüf." diye ağzında geveledi. Jerome ise onu umursamadı. Zaten koruma büyüsüyle çevrili pelerini ona sarılırken aklının başında kalması bile inanılmazdı.
Jerome yerinde hareketlendi. Titrek halde yerine sinmiş Theodore'un saçlarına uzandı. Ve bir tutamı tutan parmağı alev alev yandı sanki.
"Sen ışık gibisin. Hem karanlığımdan beslenen..hemde onu hiç varolmamış gibi yokeden bir ışıksın."
Parmağını geri çekti. Gözleri ayakkabılarını bulurken dudaklarında ilk kez samimi ve duygulu bir kıvrılma oluştu.
"Benim ışığımsın."