Yazı yazmak felaket meşakkatli bir iş oluverdi gözümde. Bunca zamandır 'var olmak' derdi ile dilime, zihnime vurduğum prangalardan pek bir çare çıkmadı. Onca vakitten sonra zihnim dilimi, dilim zihnimi unutmuş vaziyette sanki. Kesinlikle o yazma özgürlüğünü keşfettiğim bölümünde değilim artık, zamanında çok sevdiğim o özdürlüğün getirisi ağır diye itelemiştim. Şimdi geri almaya çabalıyorsam da elimde kalan çoğu kez minimal denemeler. Pek çoğu da yüzeysellikten dert yakınıyor. Hatam da o oldu bunca zaman, ben insanlarla olan yüzeysel katmandan, bu yüzeysel katmanın neredeyse insanı tümden ele geçirmiş olmasından rahatsızdım. Bunu anlaşılmamak olarak algıladım yalnız, ne nedenini ne de detaylıca 'ne' olduğuna bakmadım. Ben de aynı yüzeysel tabaka içinde hapis kalıp bunu 'anlaşılmıyorsun, çok sembolist-garip kalıyorsun iletişimde' diye kendime inandırdım. Bu histen de kurtulma yolu açıktı, bu iletişim biçiminden kurtulmak. Prangaya ilk bakışım buradandır. Şimdilerde o yüzeysellik kavramına takmış haldeyim. Elime kağıt kalem geçer, o an yüzeysellik üzerine olan herhangi bir yazı çıkıyor ortaya. Şimdilerde de anlıyorum ki durum anlaşılmamaktan da öte bir vaziyette. Üstelik benim bireysel bir sorunum da değil. Üretim yüzeysel, tüketim yüzeysel, ilişki yüzeysel, insanlar yaşamayı bile yüzeyden hallediyor! Bunun 'sıkıcı' iktisadi temeli elbet yaşadığımız iktisadi dönemdir, kendi halimde yazarken açıklamıştım kendime. İnsanın emeğine, sürece, üretime, kendine, emperyalizmle ve ortak-duyuyla kendi maddi şartlarına bile yabancılaşmasından tutularak üretimin tamamen geçiçi kullanımlar halime gelmesine, bir yandan da ilişkilerin, insanın, yalnız somut değil soyutunun da metalaşmasıma da bağlı olan devasa bir yüzeysellik sonucu var. Bilgi hep dağınık, yüzeysel verildi. Hisler yüzeysel anlatıldı, getçeklik de yüzeysel anlatıldı. Her şey hızlandı, derinleşmeye artık vakit yok. Çok canımı yakıyor bu hal.