_Saratov_

Dehşet bir istek var içimde yine şiir yazmaya. En son yazdığımı yine yayınlamadım, yine gömüldü kenarlara. 
          	
          	Her adım bir dosta ulaşır
          	Dostun sabrı sana ulaşır
          	Toprak çatlar bu dirençten
          	Toprak çatlatan, dirençlerle yürüyorsun. 
          	
          	Bu mısralardan ötesi yok aklımda. 

_Saratov_

Şu üniversiteye bir geçsem, şu yks bir bitse diyorum ara sıra. Değişmiyor hiçbir şey. Aynı yüzeysellik, aynı yalnızlık içinde kavrulmaya devam ediyorum. Yine zihnimde kopuk kopuk fikirler, yine aktaramıyorum. 
Reply

_Saratov_

Dehşet bir istek var içimde yine şiir yazmaya. En son yazdığımı yine yayınlamadım, yine gömüldü kenarlara. 
          
          Her adım bir dosta ulaşır
          Dostun sabrı sana ulaşır
          Toprak çatlar bu dirençten
          Toprak çatlatan, dirençlerle yürüyorsun. 
          
          Bu mısralardan ötesi yok aklımda. 

_Saratov_

Şu üniversiteye bir geçsem, şu yks bir bitse diyorum ara sıra. Değişmiyor hiçbir şey. Aynı yüzeysellik, aynı yalnızlık içinde kavrulmaya devam ediyorum. Yine zihnimde kopuk kopuk fikirler, yine aktaramıyorum. 
Reply

_Saratov_

Yazı yazmak felaket meşakkatli bir iş oluverdi gözümde. Bunca zamandır 'var olmak' derdi ile dilime, zihnime vurduğum prangalardan pek bir çare çıkmadı. Onca vakitten sonra zihnim dilimi, dilim zihnimi unutmuş vaziyette sanki. Kesinlikle o yazma özgürlüğünü keşfettiğim bölümünde değilim artık, zamanında çok sevdiğim o özdürlüğün getirisi ağır diye itelemiştim. Şimdi geri almaya çabalıyorsam da elimde kalan çoğu kez minimal denemeler. Pek çoğu da yüzeysellikten dert yakınıyor. Hatam da o oldu bunca zaman, ben insanlarla olan yüzeysel katmandan, bu yüzeysel katmanın neredeyse insanı tümden ele geçirmiş olmasından rahatsızdım. Bunu anlaşılmamak olarak algıladım yalnız, ne nedenini ne de detaylıca 'ne' olduğuna bakmadım. Ben de aynı yüzeysel tabaka içinde hapis kalıp bunu 'anlaşılmıyorsun, çok sembolist-garip kalıyorsun iletişimde' diye kendime inandırdım. Bu histen de kurtulma yolu açıktı, bu iletişim biçiminden kurtulmak. Prangaya ilk  bakışım buradandır. Şimdilerde o yüzeysellik kavramına takmış haldeyim. Elime kağıt kalem geçer, o an yüzeysellik üzerine olan herhangi bir yazı çıkıyor ortaya. Şimdilerde de anlıyorum ki durum anlaşılmamaktan da öte bir vaziyette. Üstelik benim bireysel bir sorunum da değil. Üretim yüzeysel, tüketim yüzeysel, ilişki yüzeysel, insanlar yaşamayı bile yüzeyden hallediyor! Bunun 'sıkıcı' iktisadi temeli elbet yaşadığımız iktisadi dönemdir, kendi halimde yazarken açıklamıştım kendime. İnsanın emeğine, sürece, üretime, kendine, emperyalizmle ve ortak-duyuyla kendi maddi şartlarına bile yabancılaşmasından tutularak üretimin tamamen geçiçi kullanımlar halime gelmesine, bir yandan da ilişkilerin, insanın, yalnız somut değil soyutunun da metalaşmasıma da bağlı olan devasa bir yüzeysellik sonucu var. Bilgi hep dağınık, yüzeysel verildi. Hisler yüzeysel anlatıldı, getçeklik de yüzeysel anlatıldı. Her şey hızlandı, derinleşmeye artık vakit yok. Çok canımı yakıyor bu hal. 

_Saratov_

İşte bu koca paragrafı, evvelden bilmeliydim. Ortaokulda bilseydim, anlasaydım şunları; şimdi dilimde de kalemimde de zihnimde de olmayacaktı o pranganın izi. Madem ki bu 'anlaşılmama', bu yüzeysellik garanti, en azından onca zaman kendime mani olmazdım bu işte. Yazı yazmak felaket meşakkatli, tek başıma bir şeylerde diretiyorum. Az sonra uzaklaşıyorum yazdığım her ne ise. Nedeni ortada, aynı anlaşılmama hissi doğuyor. Misal bu yazı karman çorman. Diğerleri pek basit. (Hep bir kusur var. Bu pranganın izidir. Kalıcı mı geçici mi bilmem.) Üstelik hiçbir yanıt yok, boşluğa konuşuyorum. O prangalar da herhangi bir tanığıma bunları yazma ihtiyacıma kilit vuruyor. 
Reply

begonaso144

Fark ettim de uzun süredir konuşmuyoruz nasılsın hayat nasıl gidiyor? Bu arada biraz geç oldu ama bayramın mübarek olsun 

_Saratov_

@begonaso144  teşekkür ederim, aslında sediğim bir yazımdı benim de ama çok değişimler oldu, zaman geçti aradan. Tabii bu yazıyı da değiştirmiyor ama temel fikirlere verdiğim önem arttığından kaçınılmaz etkiliyor, yapacak bir şey yok
Reply

begonaso144

@_Saratov_  anlıyorum o hikayeyi hiçbir zaman tam olarak okuyamadım çok güzeldi ama beğenmiştim neyse sağlık olsun 
Reply

_Saratov_

@begonaso144  chyi bayadır bıraktım ben, minimal tanıdık bulma çabasıydı zaten
Reply

_Saratov_

Çok zaman oldu yazmayalı. Kendimle ilgili bazı şeyleri fark etmeme yol açan bazı olaylar oldu. Kendimi geri çekişimin ne kadar ağır, sert biçimlerde ve ne kadar sık tekrarlı olduğu gibi şeylerden bahsediyorum. Fark ettiğimden beridir ayrı bir dikkatliyim, hayatımın her yanında var bu çekilme. Paylaşmaktan felaket halde kaçıyorum. Bu kaçma kılıktan kılığa giriyor, her yana sızıyor. Bu kılıklardan biri ortada yazılarımı paylaşmamım hemen ardından olup duruyor. Ben bunu yazılarımı mükemmel olmadığından gizleme refleksi olarak yorumluyordum, oysa onları kendimden gördüğümden paylaşmayı reddediyormuşum. 
          
          İstendiği kadar göğüs gerilsin bu hisse, doğru düzgün açıklamak mümkün değil. Buranın kişisel tanınmama fırsatını nimetten sayıyorum. Şu tek yayımlanana da hiçbir şey atamıyorum. Oysa yazmak isteyen bir şeyler var içimde, yazayım diye çırpınıyor ama paylaşmayınca sulayamadığım bir çiçeğin sokup gidişini izliyor gibi oluyor, kırılıyorum. Bu his kendiliğinden oluşmadı, kendiliğinden de yıkılmayacak. İlerleme, iradenin etkin olmadığı sebep sonuçlara bağlı olduğu kadar iradeye de bağlıdır. Bu ikisi birbirini itekler ki ilerleme olur. İradeyi ortaya koymadı mı durup yakınmak faydasız, ben de farkındayım. Yani yazmayı halletsem de yazı kenarda solup gidiyor fibi hissediyorum. Kağıtlar defter arasına kaldırılıyor, bir ya da iki gün yazım zihnimde volta atıyor, paylaşmaya karar verdiğim insanlardan aldığım tek tepki anlamaz, kibarca bir tebrik oluyor. Son dönemde şu son aşama yok, yalnız bir kenara depolanıyor yazı. Alışılmış bir paylaşmama rahatlığından oluyor hep bunlar, farkındayım. 

_Saratov_

Ortada kendim tarafından düşünülmüş bir sebep olmasına rağmen yazıları kaldırma isteğim uğulduyor hâlâ. Elimde olan iki üç şeyi paylaşıp paylaşmama fikirleri arasında olan çatışma da harlandı hatta. Bu temelde durursam -bir  de soğuk algınlığına yenilmezsem elmföemf- paylaşırım sanırım
Reply

_Saratov_

Sonuç elde var sıfır olduğunda bu rahat durumundan -paylaşmama normali- dönmek hem gerginlik yaratıyor, hem de aciz bir ilgi talebindeymişim gibi hissettiriyor. Sonuçsuzluk bu katlanılan uğraşı daha da meşakkatli bir hale sokarken en kârlı olana -paylaşımı kesmek- yönelmemek imkansız bir haldir. Paylaşmama kısmında ise çok önceden kendi kendime dediğim "ben zaten biliyorum bu cümleleri" hissi direkt yazma işini öteliyor. Oysa ben onca zamandır alışmışım, bir şeyler karalar dururum. Yani pek uzun lafın kısası, yazınca da yazmayınca da kenarda çırpınır vaziyetteyim. Açıkçası bu yazıyı paylaşmak bile felaket zor. En azından bu zorluğun nedenini biliyorum. 
            
            Sonuç olarak elimde kalan, tüm bahsettiklerimin sonucu, yazmak zorundayım. Yani paylaşmak zorundayım, paylaşmadan derdin dinmesini beklemek kendiliğindenci bir tavır, iradeyi büsbütün yok sayar. Oysa irade sonucu kaybetmek bir ihtimal, ki o ihtimal her çarptığında iradeyi elimden salıp duruyordum, ve bu ihtimalin öteki yanı da var. Bunu okuyan var mıdır bilmiyorum, varsa umursar mı bilmiyorum, şu paylaşmaktan kaçınma refleksim arkaplanda okuyanın da "ne anlatıyor ulan bu" minvali bir şeyler dediğini haykırıyor ama az önce dediğim gibi artık paylaşmak zorundayım. Gerekirse gerçekten hakkımda öyle düşünüldüğünü kabul etmeliyim çünkü öteki türlü yeniden çıkmaz sokağa girer, istemediğim bir durumdan kurtuluşu bulmak için çok ütopik bir zeminde kalırım. 
Reply

_Saratov_

Ben Marks'ı ilk kez, bir de Nâzım'ın tek romanını yazın köyde okumuştum. Tarladan ne vakit kaldıysa sıcak rüzgara çarpa çarpa bitirmiştim Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim'i. Hem o kitabı öneritim, hem de asıl hedefim olan konuya gelirim buradan. Yaz, bizim ülke için, yangın mevsimidir. Madenler, ormanlar cayır cayır yanar tüm mevsim. Tarlanın kendisi bir yana, görünürümüzde bir maden bir de ayçiçek yağı fabrikası vardı. Maden alanı üç dört kere söndürüldü de yandı. Bu üretim koşullarının yan yana bulunduğu tek alan bizim köy değil tabii; sabah merdiveninden çıkarken kordidorun öte ucunda duvar boyu camdan kendini gösteren fabrika bacası ile başlayan koca fabrika alanı, onun sağından ufka uzanan ve sınıflardan görünen ucsuz bucaksız tarla yığınları vardı okulun hemen yanında. Hayatımızın temelindeler, her gün yan yanayız üretimle. İnsan yan yana olduğunu bilmeli değil mi? Oysa sendikanın ne olduğundan haberimiz yoktu. O fabrikalarda sırf sermayeden harcanmasın diye alınmayan önlemlerin eksikliğinden çıkma yangın dumanı sınıfta nefed aldırmazdı ama bize ucuz iş gücünün kârlı olduğu anlatılırdı sınıflarda. Ortak duyu dediği şey Gramsci'nin, hegemonyanın içinde ve sonucunda bulunan kardeşi. Üretimin doğal olarak bulunduğu her yere sinmiş, fark edilmemek için ısrar edilen bir gerçeklik.

_Saratov_

Düzeltmeye başlamak için fark etmek lazımdır. İçten içe kendini hissettiren o 'bir yanlış var burada' hissi iyiden perçinleşmeli, iyiden anlaşılmalı o yanlışın kaynağı. Madencinin aylardır maaş alamamasının ve maaşını talep ederken zorla bastırılmasının aynı kaynaktan doğduğu, ucuşan bombalar ile fakirliğin anasının bir olduğu iyiden bilinmeli. Ben burada öylesine yazıyorum bir şeyler, okumaya iteriz belki. 
Reply

_Saratov_

Çoğu kez yazacak halim olmuyor. Az çok nedeninin de farkındayım, edebiyattan, sanattan çok fikir okumalarındayım şu sıra. Hal böyle olunca kendi kalemime de yansıyor. Hem o gerçek dünyayı yansıtmanın tekdüzeliği hem de fikrin coşkusu aynı anda vuruyor. İçimde yazmak isteyen bir parça var, ona da zihnim edebi açıdan yetişemiyor. Bu durum eski değil, fazlasıyla yeni bir durum benim için. Lisenin başından kalma şiir defterime rastladım yakın bir zamanda. İdealizmin farkında bile olmadığım kabulü, o maddi dünyadan kaçma isteğim, genelen o dönemki pek de farkında olmadığım fikirlerim ile bezeli her biri. Sevdiklerimi ayırdım, bir kenarda duruyorlar. Her birinin tarihleri birbirine çok yakın. Aklıma gelmiş, onu dökebilmişim kağıda. Şimdilerde bu olmuyor. Tabii güncel etkilerle, mesela idealizmden her türlü uzaklaşma şeklim ya da ideolojik bazı değişimlerim, gayet bir şeyler dökülüyor ortaya. Yılın ilk yazısı gayet ideolojikti, burası sıradan bir eğlence platformu olduğundan paylaşma gereği duymamıştım. Ondan sonra belki beş belki on metin karalamışımdır sağa sola. Bunca yazının olduğu yerde kalması acı verici. 

_Saratov_

Çöl gibiydi burası, biraz doldurmak gerekti
Reply