Yalnızlıkla napar bir insan durur ve dusunur mu bekler mi. Neyi bekler mesela. Olmayan birini mi. Olmayan şeyleri mi. Duvarlara yakın oldukça kendine mi döner kendine mi yabancılaşır. Gerçekten ne gülmeye değer. Belki salıncakta sallanmak. Hoş olurdu. Belki loş ışıkta özgürce ettiğin dans. Belki şimdi bir kaldırıma çökmek sadece. Belki ateşe nazikçe elini uzatıp ısınmak. Belki koşmak. Belki hiç bir şey ne gerçek. Anlar yalnız bir anı. İnsanlarla aranda yalnız bir ip var. Kesilebilir bitebilir. Kalpler hep yüzeysel. Hayatta gerçekten de geçmeyecek birşey var mı. Zaman sevgi insan üzüntü mutluluk yaşam... Nefes dahi geçici. Kimi zaman bu ayağa kalk oraya git bunu yap diyen bir cesaret sesine dönüşüyor kimi zamanda herşeyi bile bile ağlıyor insan. Değer gibi ağlıyor. Bir yere geç kalmanın bedeli gibi değil kendine geç kalmak. Başkalarından dilediğin özürü kabul etmiyor.
Kafamın içi hem binlerce atın yarış meydanı gibi karmakarışık derin yoğun hem de o atların hepsi gitmişte hava da bir boşluk bir terk edilmişlik kalmış kadar hissiz iç sıkıştırıcı...
Korkaksın çocuksun. Küçük bir kızsın sadece. Ötesi değil. Karanlık bir labirent gibisin sen bile çıkışı ya da ışığın düğmesinin yerini bilmiyorsun. Hatta kendi labirentinin duvarlarını tanımıyorsun senin aynaya bakacak cesaretin yok. Kapasiten de yok.