albumorchis

çünkü ben ne zaman bir şey istesem bana verilen koca bi' saçmalık.

albumorchis

güvenimin zedelendiği ilk an değildi. şu insan bağrında taş taşır, yıllarca didinir durur. ahşabın üstüne çivi çakar da ev yapar gibi güveni baştan sona inşaa eder. lakin temeli en başta çürükse her şeyin, yıkılmaya amma geç amma erken mahkumdur. ben kaldım ya bir başıma. koca evrende beni anlayabilecek, benimle aynı pencereden dünyaya bir gül ekecek kimseye rastlamadım. ben kaldım ya bir başıma; 
          başımı yasladığım omuzlar, sırtını sıvazladığım insanlarla ben kaldım ya bir başıma.

albumorchis

bugün ciddi anlamda öleceğimi hissettiğim bi' an yaşadım. daha önce yaşamadığım ve hissetmediğim bir andı. ne yapacağımı bilemedim, önce ölmemek için epey bi' gayret gösterdim. çaresizlik. iliklerime kadar çaresiz olduğum başka bi' an yoktu. yaşamı her zaman ciddiye aldım ama planlarım arasında bugün böyle bir çaresizlik yaşamak da yoktu. hem zaten ölüm de hiç ummadığımız bi' anda, beklemediğimiz bi' zamanda aniden gelmez miydi? bilemedim. o an düşündüğüm tek şey, böyle bir son olmaması gerektiğiydi. bilmiyorum zaman ne getirir ama ben yaralarıma çiçekler ekmeden, ektiğim çiçekleri hayatımda yeşertmeden ve başkalarına da tohum saçmadan bu dünyadan göçmek istemediğimi fark ettim. ağlayamadım. çok tuhaftır ama bi' çok şeyi anladım.

albumorchis

yemek yerken dikenli teller vardır boğazımda, gözlerime camlar batar ve bedenimi hep yarının daha iyi olacağı avuntusu sarar. benim hata yapma lüksüm yoktur, dikenli telleri hiç aşamadım. ve kırılan camları yeniden onaramadım. yollarım taşlıydı, hanelerimi sel almış; hanelerim toprak altında kalmış. ben vahada kurak, bitik ve yorgun; adım atmaya dermanı kalmamış derviş ve çok kez yolunu kaybetmiş ama varmış. öyle ki bir varmış bin yokmuş.

albumorchis

bir bıçak sırtına uzanmış gidiyorum. yalın ayakla, üstümde ince bi' kazakla. üstelik yalnızca gitmiyorum, giderken götürüyorum da. acılarımı, kahrolası pişmanlıklarımı ve belki de kendime olan son inançlarımı... yol ayaklarımı kanatsada varacağım yere kadar durmak bana yasaklandı. varacağım. lakin vardığımda eski ben olacağım, diyemem. yanımda kendimi de götürüyorum çünkü. kendisi ile savaşı olan herkesin başı biraz dik, gözleri mağrur ama sırtı kamburdur. giderken geride elbette bazı şeyleri de bıraktım, unuttum diyemem lakin üzerimde tesiri de kalmadı. insan unutmaya ve unutulmaya mahkumdur. ben başarabilir miyim bilmiyorum. ve evet, unutabilmek çok büyük bi' başarıdır.