bazı anlar asla solmaz; zihnin sessiz köşelerinde, söylenmemiş bir melodinin yankısı gibi kalır. bir bakış, kısa bir dokunuş, söylenmeden bırakılmış bir kelime—geçmişin bu parçaları, kim olduğumuzun dokusuna işlenir. ne kadar uzağa gidersek gidelim, geçmiş peşimizi bırakmaz; bir gölge gibi değil, bir fısıltı gibi. Ve belki de zamanın doğası budur—yakalanmak ya da değiştirilmek için değil, yalnızca düşüncelerimizin arasındaki boşluklarda hissedilmek için vardır.