Göktan tam çayından bir yudum alıyordu ki telefonunun ekranına kayıtlı olmayan bir numaradan arama düştü. Ayça’nın meraklı bakışları Göktan’ı bulmuştu.
Göktan oturduğu sandalyede hafifçe doğruldu. “Çok pardon,” diyerek telefonu açtı. “Efendim?” Hattın diğer tarafında bir sessizlik olduğunda Göktan bunun yanlışlık olduğunu düşünerek telefonu kapatmak için kulağından uzaklaştırıyordu ki hattın ucundan tanıdık bir ses yükseldi.
“Göktan,”
Bu sesi tanıyordu. Ayça’yı huzursuz etmemek için sandalyeden kalkarak masadan uzaklaşmıştı. “Selin,” diye mırıldandı Göktan şaşkın ama bir o kadar da sert bir sesle. Ayça’nın yaşadığı ne varsa hepsinin başını onun oyunları çekiyordu. “Ne istiyorsun?”
Güler gibi ses çıkardı. “İyiyim, teşekkürler. Sen nasılsın?” Sesi gergindi, gerginlikle alay ediyordu Selin.
“Uzatma,” dedi Göktan. “Ne istiyorsun?”
Derin bir nefes aldı Selin. “Onur seninle görüşmek istiyor,” dedi tek seferde. “Önemli bir konuymuş,”
Onur’un konuşmak istemesine şaşırmıştı Göktan. İkisinin konuşacağı ortak bir konu bile yoktu. “Konu ne?” diye sordu.
“Gidince öğrenirsin,” dedi Selin.
“Konu ne?” diye tekrarladı sorusunu Göktan. “Bizim konuşacak hiçbir şeyimiz yok.”
“Göktan, ikimiz de biliyoruz ki konuşacak çok şeyiniz var,” dedi Selin sıkıntılı bir sesle. “Özellikle de konu Ayça olunca…”
“Kelimelerini dikkatli seç Selin,” diye uyardı. “Geleceğim, tamam,”
Selin güldü. “Kelimelerimi istediğim kadar dikkatli seçeyim, siz iki aptalın da zaafı aynı,” Bu gülüş daha ziyade sinir barındıran bir gülüştü. “Her neyse, kapattım ben. Selam söylersin.”
Göktan masaya geri döndüğünde Ayça’nın meraklı bakışlarıyla karşılaşmıştı. “Kim aradı? Önemli bir şey mi?” diye sıraladı sorularını. “Yüzün düştü, o yüzden soruyorum. Yoksa beni ne ilgilendirsin, değil mi?”
“Merak ettiğin her şey seni ilgilendirir. Soru sormak için bahaneye ihtiyacın yok, Ayça,” dedi Göktan az önceye nazaran daha yumuşak bir tonda. “Bir işim çıktı. Gitmem gerek.”