atlar yalnız kalmamak için bu kadar koşarlar, diyen o at;
yalnızlar koşarken de yalnızdır, diyen o at; yalnızlar öperken de yalnız,
sımsıkı sarılırken de o at buramdaydı.
"bu ses nereden geliyor?" dediğim o gün, göğsümdeki at yere uzandı.
hem ölmedim, hem ölürüm dediğim yerde ev yaptım.
hatırlamayı unutma,
kırılmasın diye yükseklere bıraktığın o şeyleri hatırlamayı unutma.
bazı sesleri sadece atların duyduğunu ve bu yüzden yalnız olduklarını,
atların yalnızlıktan koştuklarını.
insan bazen unutup ölemiyor.
dünyanın sonunu görüp,
unutup,
ölemiyor.
"düşen şeylerin gürültüsü"nü,
konusu olmayan bir mutsuzluğu anlatmamı benden bekleme.
ben hevesim kursağımda, burada, buralarda;
sen mucidini öldüren her icat gibi,
ne işe yaradığını bilmeyen bir alet gibi orada, oralarda.
kim bana baksa, içimde incinmiş bir atın o son cümlesi:
"ölmek değil, asılmak istiyordum."
düşerken biçim almış bir gövdeydim.
beni ancak düşerken sevebilirlerdi