Hoş, geçmiş o kadar da acı vermiyor bana. Geçmişi acıklı kılan, bir daha dönmemek üzere gittiğini bilmek. Terk eden bir sevgilinin verdiği acıya benziyor bu. Ne kadar sevildiğinden bağımsız, her terk eden geride acı bırakır, çünkü hatıra bırakır. Geri gelmeyecek bir zamanın soluk lekesini.
Fakat kalbimi esas kıran, ne geçmiş hasreti ne gelecek haşyeti. Beni asıl üzen, şimdi. Şimdinin o ele avuca sığmaz, çapkın, uçucu hercailiği. İçinden geçtiği anı, elini uzatsa dokunacağını sandığı en yakınındaki zaman parçasını katiyen tutamıyor insan; işte bundan daha hüzünlü bir şey yok. Soluğumu içine bıraktığım her an, onu idrakimle birlikte eskiyip hızla maziye gömülüyor. Şimdinin imkânsızlığı, beni asıl bu üzüyor. Ömrüm, ustaca söylenmiş bir yalan gibi, sahibini bile kendine inandıramadan, hızla akıp bitiyor. Ondan geriye ne kaldı bilmiyorum. Benden geriye kalansa, kaçmış fırsatların pişmanlığı, her biri çoktan limandan kalkmış gemiler. Peşine düşecek kimse de kalmadı, varacakları yerlere çoktan vardı gidenler.