Bu sistem çok garip. Tarih derslerinde yıl ezberletip sonra da tarihden ders almamızı tenbih ediyorlar. Gencleri eğitimden soğutup sadakat ve azim bekliyorlar. Hiç birimiz ülkemize düşman değiliz. Dışarı çıkıp nefes almak, yazmak, ailemizle vakit geçirmek istediğimizde tonla ödevle bakışıp saatlerimizi bir masa başında çürütmekten başka çaremiz olmadığını anladığımız o anları ekser genç yaşamıştır. Manevi yorgunluk ve stresten kaynaklı fiziksel yaralar ve daha bir çok şey. Bazen yorgun oluyorum, hep böyle mi olacak korkusuyla, türlü vesveselerle neredeyse parmağımı kıpıldatmaya bile halim kalmıyor. Yine de kendi halimin bir şükür sebebi olduğunu düşünüyorum. En başta Alllah'ın yardımı, ailemin(sadece anne ve babam) destek olmaya çalıştığı zamanlar ve bir kaç arkadaşın güzel tebessümüne vesile ola bilmek ayakta kalma sebeplerimden. Durup düşündüğümde bu nimetlere sahip olamayan insanların olduğu bir hakikat. Sahip olduklarımız ve ya olmadıklarımız hepsi şükür sebebi.
Evet zor zamanlar geçiriyorum. Ama hiç kimse her zaman mutlu değildi, mutsuz da değildi. Çoğunluğun yaptığı şeyi yapmamam eğer beni 'normal insan' kategorisine koymuyorsa. Sorun değil. Ben anormal olmaya razıyım. ;)
Büyüyoruz. Kelimenin manasıyla, anlayarak.
Şükür, sabır ve nefes. Hayatımızda anahtar kelimler yapmaya çalıştığımız sözler olsun.
"Ve lem ekün bi duaike Rabbi şakiyya"
"Rabbim Sana yakarmamdan ötürü ne perişan, ne de üzgün oldum."
(Meryem suresi 19:4)
Bilmem kaç zamanın birikmişi.
Bir iz bırakabilmek umuduyla.
Esen kalın.
Beş mayıs iki bin yirmi üç.