bir yıl önce bir sevda ateşine düşmüştüm...
uzun zamandır gelmezdi aklıma,
ruhumun derinliklerine saklamıştım bu hissiyatı.
bir mekanda yoldaşımla viski yudumlarken, eski bir dosta denk gelmem hatırlattı bana bu sevdayı.
o sevdanın içindeyken hiç anlamlandıramadığım, ne yaşadığımı bilmediğim, sadece bir uğraş içinde olduğum meselelerin ve soru işaretlerinin sebeplerini anlattı bir bir... meğer aldatılmışım. aldatıldığımı hissediyor ve biliyordum ama birinin ağzından net bir şekilde duymak yıktı geçti beni. içinde mahsur kaldığım bu ateşi yaratan sevgilimin bir kaç ay önce psikoloğa gittiğini ve borderline teşhisi koyulduğunu öğrenmiştim. iliklerime kadar dolan onun yanında olabilme hissiyatıyla debelenip durdum ve sonunda vardım onun yanına.
anlattı bana bir bir her şeyi, neler yaşadığını, hissettiklerini, kendinden ne kadar nefret ettiğini...
sirius derdi bana, güya en parlak yıldızmış anlamı.
o gün yine dile getirdi bunu;
"sana hep sirius derdim, geçenlerde karşıma çıktı bu kelime, seni hatırladım ve sana geldim."
bu cümlesine karşı hiçbir kelime dökülmedi ağzımdan, oysa ne çok severdim süslü cümleleri, ne çok severdim ona karşı kullandığım ve onu neşelendiren cümlelerimi.
işte o eski dostuma rastlamış olmam bunları hatırlattı bana, onunla olan son konuşmamızı, onun cümlesine karşılık sessiz kaldığımı...
masamızda oturan bir abi vardı, ne olup bittiğini anlayıp hiç yargılamadan sordu bana o kızı seviyor muydun diye.
seviyordum abi dedim, sevmek kelimesini kullanmayalı uzun zaman olmuştu ve zar zor çıkmıştı ağzımdan o kelime. abi de daldı gitti benim gibi, hayırdır dedim sen de mi düştün bir sevdaya. evet dedi, senin sevdan gibi sonuçlandı. burukça gülümsedim, o abiyle bir anda kader ortağı olduk, gece boyunca içtik ve sohbet ettik, ne o sevdasından bahsetti ne de ben, sessiz kalışımızdan anlıyorduk birbirimizi. ilk defa kendimi bu kadar enayi ve bir o kadar da güçlü hissettiğim bir gece olarak kazındı aklıma bütün bu olanlar.