merlinnoir
رابط للتعليققواعد السلوكبوابة الأمان على واتباد
O gt yapıpda çıkan 6 kişi için çok güzel cümleler geçiriyorum içimden neyse boş zamanım olduğunda bir temizlik yaparız
merlinnoir
O gt yapıpda çıkan 6 kişi için çok güzel cümleler geçiriyorum içimden neyse boş zamanım olduğunda bir temizlik yaparız
boynundaurgan
follow back
merlinnoir
Cihan sessizce yutkundu, içindeki ses ise iyice derinleşmişti:
"Omzuma dokunduğunda sanki dünya duruyor. Bu kadar yakınken, aslında ne kadar uzağız... Ben ona dair her detayı, nasıl kahve içtiğini, sinirlenince nasıl kaşlarını çattığını ezberlemişken; o, sadece en yakın arkadaşı olduğum için yanında bu kadar rahat. Olsun. Şimdilik bu 'zengin, havalı ve sarışın' çocuğun dünyasında, yanında duran kişi olmak bile başlı başına bir lüks. Bir gün, belki, sadece bir gün... ona her şeyi anlattığımda tepkisi ne olurdu acaba? Yine o güzel gülüşüyle mi karşılardı beni, yoksa aramızdaki o devasa uçurumu o an mı fark ederdi?"
Arslan "Hadi, dışarı çıkalım mı?" diyerek ayağa kalktığında, Cihan hemen toparlandı.
"Hadi," dedi içinden, gözleri yine Arslan’ın üzerindeyken. "Nereye gidersen git, ben senin gölgen gibi hemen arkanda olacağım."
Dışarıdan bakıldığında sıradan, iki yakın arkadaşın gün içindeki neşeli sohbeti gibi görünüyordu; ama Cihan’ın içinde, Arslan’ın sarı saçlarına ve o ulaşılmaz zenginliğine dair kurduğu cümleler, mahallenin sessiz rüzgarlarıyla birlikte bir sır gibi saklı kalmaya devam ediyordu
merlinnoir
Cihan, Arslan’ın hemen yanındaki koltukta oturuyordu. Arslan, elindeki son model tabletten bir şeyler incelerken, Cihan’ın gözleri farkında olmadan onun elmacık kemiklerine, hafifçe dağılmış sarı saçlarına takılıp kalmıştı.
Cihan derin bir nefes aldı ve içinden konuşmaya başladı:
"Yine başladı... Oraya, o kusursuz yüz hatlarına bakmamaya çalışıyorum ama sanki gözlerim benden bağımsız hareket ediyor. Şuna bak, güneş ışığı tam saçlarının üzerine düşmüş, sanki özellikle onu aydınlatmak için oraya konmuş gibi. Nasıl bu kadar zahmetsizce mükemmel görünebiliyor?"
Arslan bir anda gülümseyerek ekranı Cihan’a doğru çevirdi. "Bak, gördün mü? Bu çok daha havalı değil mi?"
Cihan’ın kalbi göğüs kafesinde kuş gibi çarptı. Gülümsedi, sesini olabildiğince doğal tutmaya çalıştı: "Evet, harbiden harikamış, seçimin yine zevkini konuşturuyor."
İçinden ise sesi bambaşkaydı:
"Ah, o gülüşü... Keşke sadece bir anlığına, sanki en yakın arkadaşı değilmişim gibi baksam ona. Keşke elimi uzatsam da o dağılmış sarı perçemlerini düzeltsem. Ama hayır, Cihan, saçmalama. Eğer bunu yaparsan aramızdaki bu ince, görünmez bağın kopup gideceğinden korkuyorum. En yakın arkadaşı olmak... şu an için bu bana yetmek zorunda. Ama bazen bu 'yeterlilik' hissi, göğsümün ortasında bir ağırlık gibi oturuyor."
Arslan arkasına yaslandı ve rahat bir tavırla kolunu Cihan’ın omzuna attı. O tanıdık, temiz parfüm kokusu Cihan’ın tüm duyularını ele geçirdi.
Saitatan
Çelik buza yeni bölüm var mı
merlinnoir
@Saitatan yeni bölümünü atmıştım ama sildim çünkü tekrar okuyunca hiç içime sinmedi bu gece yetişirse atarım
•
الرد
emira454
Yeni bölüm ne zaman gelir?
merlinnoir
@emira454 yakında gelir yazdım ama birdaha okuyacağım içime sinmesi lazım baz yerlerinde değişiklik yaparım gibi
•
الرد
yorgunsarapci
♣
merlinnoir
Haktan’ın zihnindeki o karanlık dehliz, Cihan’ın gidişiyle beraber tozlu kapılarını bir kez daha araladı. O, kötülüğün içine doğmuş, merhametin uğramadığı bir hanedanlığın tek varisi olarak yoğurulmuştu. Dedesi, babası... Hepsi kanla yazılmış bir tarihin parçasıydı. Ama Haktan’ı asıl mahveden, babasının annesine olan o hastalıklı, ruh emici aşkıydı.
Babasının annesini severken nasıl tükettiğini, kadının her geçen gün sönen ferini izleyerek büyümüştü. Babası için sevmek; birini kafese koymak, onun dünyadaki tek ışığını kendisi sanmaktı. O sonbahar gecesi, annesinin kaçışını "ihanet" olarak adlandıran babasının, kadını o uçurumun kenarına sürükleyişi hala Haktan'ın gözlerinin önündeydi.
"Benden kurtulmak mı istiyorsun?" demişti babası, sesi hem ağlamaklı hem de öldürecek kadar keskinken. "Ancak ölürsen kurtulursun benden."
Annesinin o anki bakışını Haktan asla unutmamıştı. Korku değil, bir tür kurtuluş arzusu parlamıştı gözlerinde. Esaretin tek çıkış yolunun o karanlık sular olduğunu anladığı o an, Haktan’ın çocuk ruhu da o uçurumdan aşağı yuvarlanmıştı. Annesi kendini boşluğa bıraktığında, babasının haykırışı dalgalara karışmış; Haktan ise sadece buz kesmişti. O gün öğrenmişti: Kaçmak ölümdü, sevmek ise birini yok edene kadar elinde tutmaktı. Şimdi Cihan’ı eve gönderirken, babasının yaptığı hatayı yapmamaya yeminliydi. O, Cihan’ı uçuruma götürmeyecek; Cihan’ın uçurumu bizzat kendisi olacaktı.
merlinnoir
@Loogaroo_soul1 doğru genetik yalan söylemez ama seni iyileştirecek yerdeysen o zaman iyileşirsin gibi geliyor bazen ruhun bedeninin tükenmesine izin vermez bazense ruhun bedenini yer bitirir yani eğer ruhun besleniyorsa yani mutluysan sevilip seviyorsan iyileşebilirsin bence bazı olaylarla da kanıtlanmış bir gerçek olduğuna inanıyorum
•
الرد
Loogaroo_soul1
@merlinnoir elimizde olma kısmı bir nevi doğru ama kontrol kısmı için aynı şeyleri demek güç. Babadan miras kalan bir sinir hastalığının iyileşemesi neredeyse imkansızdır. En ufak patlama anında kalpler kırıp ardından, "bir daha olmayacak," deyip deyip başa dönmek çok tüketici...
•
الرد
merlinnoir
@Loogaroo_soul1 öyle değil mi zaten misal çocukken ebevynlerimize asla senin gibi söyle olmayacagim dediğimiz o noktalarda Aslında "asla" dediğimiz her şey, çocukken en derinimize kazınan hayatta kalma rehberimizdir. Yıllarca kaçtığımız o davranışlar, stres veya sorumluluk anında beynimizin otomatik pilota geçip en iyi bildiği yönteme yani küçükken bize ne uygulandıysa aynısını uygulamaya geçeriz. Sonra bir an gelir ben napiyorum ben böyle olmak istemiyorum deriz işte o an bizim bitişimiz değil aksine, bu farkındalık artık sadece taklit etmediğini, kendi kararlarını verebilecek kadar uyandığını gösterir. Ebevynlerimize benzemek kaçınılmaz bir miras, ama o mirası nasıl kullanacağımız artık bizim elimizde.
•
الرد
Loogaroo_soul1
❤️