öğleden sonra bir gölün yanıbaşında uzanmış uyukladığım sırada sayıklamalarla uyandım. bir karga konmuş gagasıyla bedenimi dürtüyordu. bana kalırsa beni ceset sanmıştı, sanmaktan ziyade belki de ölmüştüm sahiden. ölümden uyanmıştım, öyle kan ter içindeydim. bir su aradım etrafta, akabinde karganın ağzındaki ipi gördüm, berrak bir suyun yüzdüğü bir bardağı çekiştiriyordu. atıldım bardağa aceleyle, derken karga da hızlıca geri çekti bardağı. tekrar biraz daha hızlı atıldım, derken gerisin geri çekildi yine bardak. elim kaldı havada, damağım hâlâ susuz. pisliğin teki kargadan medet ummayı bırakmak istedim, kestirdim gözüme bir tane martı. martının kanatları da durmadı yerinde, hareketlendi hemen. öfkelendim. gözüme kestirdiğim şeylerin hareketlenmesini sevmezdim. bir kediye bakayım dedim, anında son sürat uzaklaştı çalılara doğru. yarım saattir gözüme ne kestirdiysem kaçıp gitmesiyle susuzluğumdan hazeyana gelmiştim. bakındım kargaya göz ucuyla. yanımdaydı hâlâ ve hiç de ayrılmamıştı. karga beni kendine muhtaç etmişti. anladım ki o bardaktan başkası şifa olmayacaktı bana, başladım sürünmeye...