'Sedef ne demek, biliyor musun?" dedi ve kızın mavi gözlerini gizleyen kıvrımlı kirpiklerini izledi. Her zerresine kadar büyük bir özlemle bakıyordu. Sedef aslında midye, istiridye ve benzer deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan sert bir cismi temsil ediyordu. "Beyaz ve pırıltılı bir cisimden bahsediyorum,” dedi. "Karanlığı aydınlatacak bir ışık gibi beyaz ve pırıltılı. İsminde bile ışıltı varken sen nasıl masu-miyeti kendine yakıştıramazsın?" Bir türlü uyanmadığı için ona sitemliydi. "Işığı adında taşırken beni nasıl bu karanlıkta bırakırsın, Sedef?" Uyanmalıydı artık, uyanmalı.
"Çok mu güzel daldığın rüya?" diye sordu. "Seni benden alıkoyacak kadar mı güzel?" Burnunun direği sızladı ve bir kez daha ona yalvardı. "Uyan, Sedef." Uyurgezer halini bile özlemişti ama onun kirpiği bile kıpırdamıyordu. "Uyan ki zihnindeki düşlerden çıkıp bana gel. Tüm renkleri yanına alıp götürmen haksızlık. Baktığım her yer siyah, gözlerimin değdiği her şey karanlık. Gözlerim gülüşünü özledi, kulakla-rımda cıvıltılı sesin eksik. Boşluktayım, Sedef. Uyan ki beni ittiğin o karanlık uçurumdan çıkmak için yolumu bulayım," dedi. Aslında ona kızmak istiyordu. Bu kadar uykucu olduğu için ona kızmak istiyordu. Ne çok isterdi söylediklerini duy-masını, ne çok isterdi yakarışlarına cevap vermesini...