ondortbahar-

işten ayrılmamın üzerinden haftalar geçmişti. arkadaşlarımın ısrarı üzerine dışarıya çıkmıştık bir akşam üzeri. hava çok güzeldi, içimse stresten çürüyüp akıp gitmişti. buna rağmen benim için bir araya gelen, normalde birbirlerinden hiç haz etmeyen arkadaşlarımı kahkahalara boğuyordum. onlara hayatın güzel gözüktüğü  pencereleri gösterip daha yaşanılabilir kılmaya çalışıyordum. benim için hiç öyle bir pencere olmamıştı, benin hayatımın yaşanılabilir bir yanı da yoktu doğrusu. uykularınla savaşır, aldığın nefeslerden tokat yer, yatağa uyanamama arzusu ile girerdin. kısaca, neyse işte. dondurma yemek için ısrar ettiler. cüzdanımın en derinlerindeki son iki yüzlüğümle oynuyordum yürürken. dayanamadım, olur tabii dedim.
          	

ondortbahar-

acaba sigara mı alsaydım, yoksa bir anlığına gerçekten çocuk olup dondurma mı yeseydim? ikisinide aldım. param bitti. saat ilerledi, kimse aramadı. hava hoştu, yine kimsenin haberi yoktu nerede ne halt ettiğimden. bir mekanın önünden geçerken kafamı kaldırıp değişikliği fark ettim. değiştiriyorlardı. tabii arkadaşlarımda fark etti. el değiştirdiğini öğrendik camdaki afişinden. bir nebzede olsa iyi hissediyordum o an. neticede evde düşünerek kafa patlatmak yerine sevdiklerimle beraberdim. afişi görünce içimden orada çalışabileceğimi, eleman eksikleri olabileceğini, evime konumunu, kazandığım para ile eve alacaklarımı düşünmeye başlamıştım çoktan. sonra arkadaşım açtı ağzını, aa burası ne güzelmiş, her gün buraya tatlı yemeye gelirim, evime de çok yakın..
Odpowiedz

ondortbahar-

işten ayrılmamın üzerinden haftalar geçmişti. arkadaşlarımın ısrarı üzerine dışarıya çıkmıştık bir akşam üzeri. hava çok güzeldi, içimse stresten çürüyüp akıp gitmişti. buna rağmen benim için bir araya gelen, normalde birbirlerinden hiç haz etmeyen arkadaşlarımı kahkahalara boğuyordum. onlara hayatın güzel gözüktüğü  pencereleri gösterip daha yaşanılabilir kılmaya çalışıyordum. benim için hiç öyle bir pencere olmamıştı, benin hayatımın yaşanılabilir bir yanı da yoktu doğrusu. uykularınla savaşır, aldığın nefeslerden tokat yer, yatağa uyanamama arzusu ile girerdin. kısaca, neyse işte. dondurma yemek için ısrar ettiler. cüzdanımın en derinlerindeki son iki yüzlüğümle oynuyordum yürürken. dayanamadım, olur tabii dedim.
          

ondortbahar-

acaba sigara mı alsaydım, yoksa bir anlığına gerçekten çocuk olup dondurma mı yeseydim? ikisinide aldım. param bitti. saat ilerledi, kimse aramadı. hava hoştu, yine kimsenin haberi yoktu nerede ne halt ettiğimden. bir mekanın önünden geçerken kafamı kaldırıp değişikliği fark ettim. değiştiriyorlardı. tabii arkadaşlarımda fark etti. el değiştirdiğini öğrendik camdaki afişinden. bir nebzede olsa iyi hissediyordum o an. neticede evde düşünerek kafa patlatmak yerine sevdiklerimle beraberdim. afişi görünce içimden orada çalışabileceğimi, eleman eksikleri olabileceğini, evime konumunu, kazandığım para ile eve alacaklarımı düşünmeye başlamıştım çoktan. sonra arkadaşım açtı ağzını, aa burası ne güzelmiş, her gün buraya tatlı yemeye gelirim, evime de çok yakın..
Odpowiedz

ondortbahar-

yatağımdan utanıyorum. evimden, merdivenlerinden, sokağımdan tut dahası semtimden. üzerimden bir çırpıda çıkarıp attığın kıyafetlerimden. beni sana hevesle yürürken görmüş olan herşeyden utanıyorum. yakıp yıkmak, onları yok etmek istiyorum. söylesene bana aşkım, evimi nasıl yok edeyim? hepsi gülüyor bana alay ediyorlar adeta. her gün içerisine girdiğim bu yatak, giydiğim bir çift ayakkabı dalga geçiyor benimle.
          koşarak indiğim merdivenleri şimdi düşünerek çıkıyorum. evimi, kapısını bulamıyorum. hep bir ağızdan "bu muydu diyorlar, aylardır ördüğün duvarların üzerinden atlayarak geçip gittiğin adam bu muydu?"
          sahiden de bu muydu aşkım?

ondortbahar-

- "Gülüm bozulacak, en iyi şekilde saklamalıyım onu"
          - " Boşver, zaten kötü olmuştu. Yenisini yaparım sana."
          - "Bana da öğret, bende sana yapmak istiyorum."
          - "Gerek yok, benim çiçeğim zaten yanımda."
          
          İnsanlar için yalan söylemek bu kadar kolay mı? Duygularla oynamak, zalimce değil mi? Ne gerek var kabuğuna çekilip kendi duvarlarını örmüş insanları kandırmaya? Beraber yola çıkmaya ikna edip, yolda çelme takmaya? Yeterince canı yanmış, kalbi acıdan parçalanmış birini aldatmak neden? Varsa tanrı, değil mi bunlar günah? Günahsa tanrı, neden onlarada yok acı? Sahi zalim piçlere yok mu acı? Öyleyse gerçekten acaba yok mu bu tanrı?

ondortbahar-

Ateşe yürüdüm bir gün. Hatta ateşte yanımdaydı, yanı başımda oturmuş saçma sapan şeyler anlatıyordu bana. Biliyordum beni kavurup kül edecekti. Binbir duvarla korumaya çalıştığım yüreğimi avucunda toprak edecekti. Biliyordum çünkü söylerdi, gözleri, elleri dahası öpüşleri söylerdi. Seni mahvedeceğiz derlerdi hep bir ağızdan. Bilirdim beni yerle bir edecekti.Yaralarıma köz atacaktı. Belirsizliğin ince çizgisinde beni ipteki cambaz yapacaktı.Yine de oturdum yanı başında. Ona gülümsedim, dokundum, şakalarına kahkahalar attım. Onu öptüm, dünyayı kucaklarmışcasına kucakladım.
          
          
          

ondortbahar-

Sen ateştin en başından beri.Tanıştığımız ilk gün belliydi senin yanarak dağıldığın. Eline geçen herşeyi kendinle beraber kül ettiğin. En korkuncuda bundan zevk duyuyordun aşkım.
            Bunu bile bile oturdum yanı başına. Benim için yaptığın bu basit peçete parçasından başka birşey yok şu sıralar aklımda. Böylesine zalim bir şeytanın, günah işlemekten başka bir işe yaramayan elleri nasıl olmuştu da bana basit fakat bir o kadar da anlamlı bu hediyeyi yapabilmişti? İnanmak istedi yüreğim, zihnim çoktan sirenleri açıp kırmızı ışıklar saçarken, bana "dur aptal, yapma yanacaksın" derken, ben çoktan erimiştim ateşinde.
            
            
Odpowiedz

ondortbahar-

Yüzünün her bir milimini keşfe çıktı dudaklarım. Elleri bedenimde daireler çizdi. Şimdiyse bir ipteyim, cambaz benim altımdaki ateşten ip ise belirsizliğim. Ayaklarım yanıyor, avuçlarımda soğuk közlerle yürümeye çalışıyorum.
            Ateşimdense hiçbir adım yok. Beni ipte bıraktı ve gitti. Hadi geç geçebiliyorsan der gibi baktı bana. En kötüsüde ipin ucunda yine yok. Şimdi kime kızayım birtanem? Sana mı, kendime mi?Ellerimde peçeteden yapılmış bir adet gül duruyor şimdi. Birazdan alev alacak sanki lakin onu öyle güzel koruyorum ki kendimden, gözbebeğim gibi bakıyorum ona. Kendimiyse parçalıyorum her bir an.Tüm suç bende.
            
            
Odpowiedz

ondortbahar-

oturmuşum, düşünmüşüm. düşmüşüm, defalarca düşünmüşüm. hava kararmış, önümden insanlar geçip gitmiş, bir hayat akıp gitmiş ve ben sadece düşünmüşüm. güneş tekrar gelmiş, milyarlar doğmuş ve milyarlar ölmüş. geçip gitmiş herkes, geçip gitmiş ömrüm. ben koskoca saatlerce düşünmüşüm. zihnimin içine düşmüşüm. kaybolmuşum saniyelerimi, ömrümün güya en güzel saatlerini  kaybetmişim. içimde kendimi mahvetmişim. içmeden sigaram sönmüş, yanmış kül olmuş ki ben öyle kaybolmuşum dumanında. tekrar tekrar zihnimin en derin çukurlarına düşmüşüm. milyarlar ölmüş, doğmuş, günüm çoktan gece olmuş. söyleyin bana ben bu yaşta neyin içine düşmüşüm?

ondortbahar-

bazı sabahlar var sanki ölüme uyanıyorum. bazı sabahlardan biri de işte bu sabah. bedenimde bir yorgunluk var oysaki saatlerdir deliksiz bir uykunun içerisindeyim. başımda bir ağrı, bir zonklama var lakin hastalığımı tetikleyecek birşeyler de yapmadım. üzerimi giyebildiğim için kendime teşekkür ediyorum resmen. öylesine bitap bir haldeyim ki dakikalardır. yüzümü yıkayıp nasıl kendimi yatağa attığımı dahi hatırlamıyorum. saatlerce oturup düşünmek istiyorum. hiçbir şey düşünmek istemiyorum. güzel bir kahvaltı yapmak istiyorum. kahvaltı yapmak istemiyorum. her gün olduğu gibi süslenip püslenip insanları büyülemek istiyorum. hayır artık bunu da istemiyorum. sanki zihnim ikiye bölünmüş ve iki taraf da farklı şeyler istiyor. bu kararsızlığın sonucunda bedenim günlerce dayak yemiş bir köleden farkı kalmıyor. şimdi ne yapacağım?