Belki de uzun bi' süredir zihnimde yaşatıyor olduğum karakterleri burada da paylaşma vaktim yaklaşıyordur.. :))
★★★
Karadenizin mazisi, çocukluğu yarım kalanların göğüs kafeslerindeki boşluk kadar derindi. Gün bu kez mürekkebini geleceğe akıtmış, bir yol çizmişti kağıda; gece ibret almış ve geçmişi harlamıştı. Ateş düşmüştü bir kere yârdan içeri, geriye vuslat için yâren kalmıştı yalnız.
Bin anı, bir ağıt;
Bir can, bin ağıttı.
Yandıysan yakar, yaktığın kadar da yanardın. Ve yandığınla kalmaz, gönlüne buyur ettiğini yangınınla ağırlardın.
Karadeniz, sevdaya gömülü bir sandıktı. İçinde kalansa sandığın, inadı kaderine yenik bir kalemle işlenmiş kör bir aşıktı.
Hırçındı belki, biraz da yarım kalmıştı.
Karadeniz, masalı tamamlanmamışların sarıldığıydı. Kaçtığın hırçın deniz, yine nankörce sığındığın limanın olurmuş. Bilmezdin, yaşadıkça anlardın.
Gördüğün yüz yanı başında yıllar sonra, sandığından farksızdı. Belki de gömdüğün o sandık sevdaya, tam da karşındaydı.
Tek bir farkla.
Burası Karadenizdi. İnat olmadan sevda olmaz, fırtına kopmadan sular durulmazdı. Hasret diye adlandırdığınsa yalnız, ibaret değildi yaşadıklarından.
Geçmiş, geçememişliğinin zincirini boynuna dolardı. Ve sürüklerdi seninle birlikte yalnızlığını.
(...)
Karadeniz önce ateşi harlar, sonraysa yakardı. Akıbeti kül olan imtihandan kalırmış. Kül etmeden içlerindeki yangını... Derken, sol yanlarına büyük bir kıvılcım sıçradı.
Burası Karadenizdi.
İmkansızın ötesine sevda dedikleri yer.
Buradan tek kaçış, asla kaçamamaktı.
TANURA, GÜN DOĞUMU DEMEKTİ.
Güneş, son kez batmak üzere yeniden doğacaktı.
★★★