Fernweh17
Kitabını yeni keşfettim ama anlatım dilin o kadar hoş ki kitabı bırakamıyorum
@saintjudas
6
работ
2
списка для чтения
6.3K
подписчика
Özgür İradenin Rolü
Jean-Paul Sartre, insanın hayat karşısında anlam yaratma gücüne sahip olduğunu savunur. Ona göre insan tamamen özgürdür ve bu özgürlük hem en büyük gücü hem de en ağır sorumluluğudur. Çünkü insan, yaptığı seçimlerle kendi yaşamını ve kimliğini belirler. Bu nedenle bir olayın “ders” mi yoksa “lanet” mi olduğuna karar vermek de insanın özgür iradesine bağlıdır.
Varoluşçuluğun temel düşüncelerinden biri olan “varoluş özden önce gelir” anlayışına göre insanın önceden belirlenmiş bir özü yoktur. İnsan, seçimleri ve davranışlarıyla kendini oluşturur. Sartre’a göre bir trajedi tek başına ne ders ne de lanettir; o sadece yaşanmış bir durumdur. Ona anlam veren, insanın bu olaya verdiği tepkidir.
Absürdün Işığında
Albert Camus ise hayatın saçmalığını, yani absürdü, insanın temel durumu olarak görür. Ona göre dünya insana hazır bir anlam sunmaz. İnsan, bu anlamsızlık karşısında kendi anlamını yaratmak zorundadır. Camus’nün Sisifos Söyleni bu düşünceyi açıkça gösterir. Sisifos’un kayayı sürekli yukarı taşıması bir lanet gibi görünse de, buna rağmen mücadele etmeye devam etmesi bir başkaldırıdır.
Bu bağlamda ders ile lanet arasındaki fark, insanın yaşadığı olaylara nasıl yaklaştığıyla ilgilidir. Camus’ye göre insan, dünyanın anlamsızlığına rağmen yaşamaya ve anlam üretmeye devam ederse, yaşadığı acılardan bile bir ders çıkarabilir.
Hem Sartre hem de Camus, olayların anlamının önceden belirlenmediğini savunur. Sartre bunu özgür irade ile, Camus ise absürd ve başkaldırı ile açıklar. Bir olayın ders mi yoksa lanet mi olduğu, büyük ölçüde insanın ona yüklediği anlama bağlıdır.
@saintjudas aslında kimse özgür değil tam olarak dinen bile belli kısıtlamalar var yasalarda da aynı şekilde ama düşününce bu irade bizdeyse özgür sayılır mıyız?
Kitabını yeni keşfettim ama anlatım dilin o kadar hoş ki kitabı bırakamıyorum
Özgür İradenin Rolü
Jean-Paul Sartre, insanın hayat karşısında anlam yaratma gücüne sahip olduğunu savunur. Ona göre insan tamamen özgürdür ve bu özgürlük hem en büyük gücü hem de en ağır sorumluluğudur. Çünkü insan, yaptığı seçimlerle kendi yaşamını ve kimliğini belirler. Bu nedenle bir olayın “ders” mi yoksa “lanet” mi olduğuna karar vermek de insanın özgür iradesine bağlıdır.
Varoluşçuluğun temel düşüncelerinden biri olan “varoluş özden önce gelir” anlayışına göre insanın önceden belirlenmiş bir özü yoktur. İnsan, seçimleri ve davranışlarıyla kendini oluşturur. Sartre’a göre bir trajedi tek başına ne ders ne de lanettir; o sadece yaşanmış bir durumdur. Ona anlam veren, insanın bu olaya verdiği tepkidir.
Absürdün Işığında
Albert Camus ise hayatın saçmalığını, yani absürdü, insanın temel durumu olarak görür. Ona göre dünya insana hazır bir anlam sunmaz. İnsan, bu anlamsızlık karşısında kendi anlamını yaratmak zorundadır. Camus’nün Sisifos Söyleni bu düşünceyi açıkça gösterir. Sisifos’un kayayı sürekli yukarı taşıması bir lanet gibi görünse de, buna rağmen mücadele etmeye devam etmesi bir başkaldırıdır.
Bu bağlamda ders ile lanet arasındaki fark, insanın yaşadığı olaylara nasıl yaklaştığıyla ilgilidir. Camus’ye göre insan, dünyanın anlamsızlığına rağmen yaşamaya ve anlam üretmeye devam ederse, yaşadığı acılardan bile bir ders çıkarabilir.
Hem Sartre hem de Camus, olayların anlamının önceden belirlenmediğini savunur. Sartre bunu özgür irade ile, Camus ise absürd ve başkaldırı ile açıklar. Bir olayın ders mi yoksa lanet mi olduğu, büyük ölçüde insanın ona yüklediği anlama bağlıdır.
@saintjudas aslında kimse özgür değil tam olarak dinen bile belli kısıtlamalar var yasalarda da aynı şekilde ama düşününce bu irade bizdeyse özgür sayılır mıyız?
Kurgularım için yaptığım illüstrasyon çalışmalarımı çalan arkadaş silmezsen teliften dava açıcam. Bilgine. Wattpad de sadece on sekiz yaş altı gençler yok. Reşit olup dava açabilecek üniversite okuyan ya da bir işte çalışan yetişkin yazarlarda var.
Yargılar, insan zihninin hem en zayıf hem de en tehlikeli kurgularından biridir. Her yargı, bir anlam verme çabası gibi görünse de çoğu zaman hakikati daraltır ve yanılsamalara yol açar. İnsan, kendi algılarının ve önyargılarının süzgecinden geçen bir dünyayı görür; bu nedenle hiçbir yargı, mutlak hakikatin saf bir yansıması değildir. Kant’ın dediği gibi, insanın dünyayı algılayışı zihnin kategorilerinden asla bağımsız değildir. Bu yüzden her yargı, kişisel bir iz taşır ve mutlaklıktan uzaktır.
Bir durumu ya da kişiyi “iyi” veya “kötü” diye ayırırken, gerçekte çoğu zaman sadece kendi sınırlarımızı ilan ederiz. Yargılar, özgürlüğümüzü de sorgulatan bir paradoks barındırır. İnsan, yargılarla anlam arar ama aynı zamanda onlarla kendini sınırlayarak bir hapishane yaratır. Heidegger’in dediği gibi, varlık yargılarla örtülür; insan, bu örtünün ardındaki hakikate ulaşmayı unutur.
Toplumsal düzlemde ise yargılar, çoğu zaman ayrımcılık ve dışlamanın temeli haline gelir. Bir bireyi ya da bir kültürü küçümseyen yargılar, yalnızca bir bireyin değil, tüm bir topluluğun dar görüşlülüğünü yansıtır. Yargılar bu nedenle yalnızca bir düşünce değil, aynı zamanda insanın kendi varoluşunu sorgulaması gereken derin bir sorundur. İnsan, yargılarından kurtulmadıkça hakikate yaklaşmayı sadece hayal edebilir.
“Yemin ederim ki, aşırı bilinç bir hastalıktır, gerçek bir hastalık. İnsan için sıradan bir bilinç fazlasıyla yeterlidir. Ama bizler, işte bu fazlalık yüzünden mahvoluyoruz. Düşünmekten, her şeyi didik didik etmekten, her ihtimali en ince ayrıntısına kadar tartmaktan kendimizi alamıyoruz. Ve sonunda ne oluyor? Hiçbir şey yapamıyoruz. Çünkü her eylemin karşısına bin tane şüphe dikiliyor.”
Cennet vaadi olmasaydı iyilik, iyi olur muydu?
Eğer cennet vaadi olmasaydı, iyilik yalnızca iyilik için bir anlam taşır mıydı? Belki de “iyi”, cennet fikriyle ödüllendirildiği için kutsaldır; oysa ödülsüz kaldığında yalnızca bir yankı, rüzgârda kaybolan bir ses gibi boşa çıkar. İyilik, kendi başına bir ışık mı, yoksa hep ulaşılmaz bir vaatle parıldayan bir serap mı?
Cennet sözü olmadan iyilik belki de yalnızca bir pazarlık kalırdı: ruhu ödül için çırpınan bir kuş gibi, özgürlüğü olmayan bir iyilik. Eğer cennet yoksa, iyilik bir gönüllülük değil, sessiz bir hırs; bencilce bir umudun kılıfı olurdu. İyiliğin saf ışığı, içinde bir anlam taşımaktan çok, sonsuz bir bekleyişe dönüşürdü. Belki de tüm ahlaki çabalarımız, yalnızca boş bir rüyadan ibaret; içini dolduracak bir cennet olmadığında kaybolan bir yankı gibi, hiçbir yere varamayan yorgun adımlar...
Cehennem tehdidi varken kötü neden kötüdür?
Kötülük, elinde bir terazidir; insanın ruhunu en ağır yanına çeken. Bir ateşin vaat ettiği korkuyla değil, içimizdeki boşluğun yankısıyla büyür.
Eğer bir sevgi varsa, yalnızca ödül için mi? Eğer bir korku varsa, sırf cehennemden mi? Ya o zaman iyilik nasıl olur; bir ödüle satılan, korkudan kaçan bir adım kadar mı?
Kötülük kötüdür, çünkü kendi yolunu seçer; ışığa sırtını döner, gölgeyi gölgede sever. Ateşten sakınmaz çünkü ateş uzaktır. Ama karanlık, yanı başında kıl kadar ince bir sırdır.
İyilik ödül için değil, bir melodiyi duyar gibi olur; güzeldir çünkü hakikate yakın, güzeldir çünkü kendi içinde başlar ve biter. Ve kötülük de işte bu yüzden kötüdür; çünkü kendi özünden başka bir sebep aramaz, bir tehdidin değil, boşluğun yankısıyla yanar.
Çocukluğumuzdan beri bize hep aynı şey anlatıldı. Yaşam ve ölüm, birbirinin zıttı iki kavram. Var oluş ile yok oluşun hikâyesi. Peki bir şey gerçekten yok olabilir mi? Termodinamiğin enerjiyle ilgili olan en temel yasasını hatırla. Hiçbir enerji yoktan var edilemeyeceği gibi, vardan da yok edilemez. Ancak bir halden diğerine dönüşür. Yaşamın canlılığını düşün lütfen. Adeta enerjinin nefes alıp verdiği bir formdan bahsediyoruz. Nasıl yok olabilir ki? O nedenle ölüm asla yaşamın zıttı değildir. Aksine ölüm yaşamın bizzat kendisidir. Sadece dönüştüğü için onu tanımıyoruz çünkü algılarımızın çok ötesinde bir değisim söz konusu. Fakat ne yazık ki insanların büyük bir kısmı ölümün bir son olduğunu düşünür. Neden böyle düşündüklerini sorarsan sana çok basit bir yanıt verirler. Derler ki dünya binlerce yıldır var. Bir sürü imparatorluk ve medeniyet kuruldu, yıkıldı. Ama biz hiçbirini hatırlamıyoruz. Neden? Çünkü yoktuk. Olmadığımız bir şeyi nasıl hatırlayalım? Bu kişilere göre ölümden sonra karşımıza çıkacak şey sadece budur. Sonsuza kadar sürecek bir hiçlik.
David Eagleman - Incognito: Beynin Gizli Hayatı
Irvin D. Yalom - Güneşe Bakmak: Ölümle Barışmak
Sinan Canan - İFA (İnsanın Fabrika Ayarları)
"Ben kendim için mi yoksa artık olmayan
biri için mi üzülüyorum? Kendim için üzülüyorsam, zayıflığımla övünmemin yeri yok. Acı ancak özgecil olduğu ölçüde
bağışlanabilir; benci olursa tüm ahlaksal değerini kaybeder. Oysa dürüst bir karakter için hiçbir şey, bir kardeş yasına
birtakım hesapları karıştırmaktan daha kötü olamaz. Yok, eğer onun için üzülüyorsam, şu iki seçenekten birini zorunlu
olarak kabul etmem gerekir. Bir: Ölülerin hiçbir duyumları yoktur artık, hayatın bütün sıkıntılarından kurtulmuş kardeşim
de doğmadan önceki durumundadır. Her tür kötülükten uzakta, ne korku, ne arzu, ne bir acı bilmektedir. Artık hiçbir ezinç duymayacak bir varlık için benim sürekli acı
çekmem delilik olmaz mı? iki: Ölülerin hala bir duyumları vardır, bu durumda da kardeşimin ruhu, adeta çok uzun bir tutsaklıktan kurtulurcasına tam ve eksiksiz özgürlüğüne yeniden kavuşmuş olmanın sevincini yaşamaktadır; doğanın
manzarasının hazzını duymakta, insani olayları çok yukarı dan seyretmekte, buna karşılık, uzun süredir gizemini keşfetmeye
çalıştığı tanrısal olayları da yakından görmektedir. Öyleyse, ya sonsuz bir mutluluk içinde ya da hiçlik içinde
olan bir varlık için üzülerek kendimi yiyip bitirmem niçin? Mutlu bir insana ağlamak onu kıskanmaktır; hiçliğe ağlamak
ise saçmalıktır."
@saintjudas “İnsanın acısı bazen akılla açıklanır ama kalp o kadar kolay ikna olmaz. Haklısın; ya huzurdadır ya da hiçliğin sessizliğinde… Ama biz yine de üzülürüz. Çünkü aslında ölene değil, onun yokluğuyla eksilen kendimize ağlarız. Bu zayıflık değil, insan olmaktır.” Not: R..... den denemeler
Both you and this user will be prevented from:
Note:
You will still be able to view each other's stories.
Select Reason:
Duration: 2 days
Reason: