spekulasyonlar

balığımi özledim

spekulasyonlar

Adam ve kadın birbirlerini yıllardır tanıyordu.
          O kadar uzun zamandır ki, artık birbirlerine yalan söylemeyi beceremiyorlardı. Adam “iyiyim” dediğinde kadın hangi seviyede iyi olduğunu biliyordu. Kadın “bir şeyim yok” dediğinde adam kesin bir şey olduğunu anlıyordu.
          Kadın karamsarlaştığında adam “mısır ve kestane yiyelim geçer” diye ortaya çıkardı. Bilimsel değildi ama yıllardır işe yarıyordu.
          Adam heveslendiginde plan yapardı.Kadın o planları küçümser gibi dinler ama içinden bir köşeye not alırdı.
          Kadın unutkandı ama hisleri hatırlardı.
          Adam her şeyi hatırlardı ama bazı hisleri bilerek unuturdu.
          Bir gün kadın “biz neden hâlâ buradayız?” dedi.
          Adam hiç romantik olmayan bir sesle cevap verdi:
          “Çünkü sen gittiğinde ev çok sessiz oluyor.”
          Kadın:Bana aşıksın yani? 
          Adam:Regl takvimini öğrenecek kadar

spekulasyonlar

Adam kadının kahvesini şekersiz içtiğini biliyordu.
          Kadın da adamın sabahları biraz sessiz olduğunu.
          Bunlar büyük şeyler değildi.
          Ama sevgi çoğu zaman büyük şeylerde değil, küçük ezberlerde yaşar.
          Birlikteyken zaman hızlanmıyordu.
          Yavaşlıyordu.
          Acele etmeleri gereken bir hayat vardı belki ama
          birbirlerinin yanında hissettikleri o yavaşlık herseyden daha güzeldi.
          Kadın güldüğünde adam dünyayı biraz daha fazla seviyordu.
          Adam hayal kurduğunda kadın daha çok mutlu oluyordu.
          Kadın bazen çok hevesli olurdu.
          Adam o anlarda “Olur” demeyi severdi.
          bazen bu bir söz değildi,ihtimali olan güzel bir olasılığı birlikte deneme isteğiydi.
          Kadının neşesi adamı toparlıyordu.
          Adamın umudu kadına cesaret veriyordu.
          Fikir ayrılıkları olduğunda, sessizlik yerine birbirlerini dinlediler.Kaçmak yerine kalmayi, 
          aceleyle karar vermek yerine birlikte anlamaya çalıştılar.
          Her zaman doğruyu bulamadılar belki ama
          adımları hep yan yana oldu.

spekulasyonlar

Kadın, adamın yanında kendini eksik hissetmiyordu. Bu onu şaşırtmıştı. Çünkü eksiklik, çoğu ilişkinin gizli yakıtıydı. İnsanlar birbirine genelde bir boşluğu doldurmak için yaklaşırdı. Burada boşluk yoktu. Sadece yan yana duran iki hayat vardı.
          Kadın, adamı severken onu hayatının merkezine koymuyordu. Hayatının ortasında hâlâ kendisi vardı, Adam da bu sevgiyi küçültmüyordu. Aksine, ona alan açıyordu. çünkü adama göre Sevgi, sıkıştırıldığında değil; bırakıldığında büyüyordu.
          Bir gün kadın, durup dururken sordu:
          “Beni neden seviyorsun?”
          Adam düşündü.
          “Çünkü yanındayken kendimi savunma ihtiyacı duymuyorum ,” dedi.
          Kadın bu cevabı uzun süre zihnin de taşıdı. İnsan, savunmayı bıraktığı yerde yorulmayı da bırakıyordu. Sevildiğini anlamak bazen böyle bir şeydi: Rahatça dinlenebilmek.
          Birlikteyken büyük sözler verilmedi. Gelecek planları yapılmadı. Ama her gün, küçük bir şey tekrarlandı:Sevgiyle kalmak. Bu,belki de bazi ask romanlarina göre romantik  bile değildi. Ama sağlamdı.
          Bir akşam,Adam kadın'ın elini bıraktı.Kadın herhangi bir tepki vermedi.cunku adamin hemen sonrasinda geri elini tutacağını biliyordu.Çünkü sevgi, birini zorla tutarak değil,Her zaman döneceğin bir yuva olduğu için gerçekti.

spekulasyonlar

Adam ve kadın, birbirlerini yıllardır tanıyorlardı ama her gün yeniden keşfediyorlardı. Sevgi onlar için bir “olmazsa olmaz” değil, bir “var olma şekli”ydi. Bir sabah, şehir sisliydi ama güneş ufukta görünüyordu. Adam kadının elini tuttu ve sessizce yürüdüler. Hiç konuşmadan ama her adımda birbirlerini hissettiler.
          Kadın, adamın omzuna yaslandı. “Biliyor musun,” dedi, “sevgi bazen sadece yan yana durmak demek, konuşmak değil.”
          Adam gülümsedi. “Bazen de konuşmak demek, dinlemeye hazır olmak demektir. Ama en çok, sessizliği paylaşabilmek.”
          Gün boyunca şehri dolaştılar. Sokaklar eskiydi, caddeler kalabalık, insanlar telaşlıydı. Ama ikisi kendi zamanlarını yaşıyordu. Bazen el sıkışıp ayrılıyor, bazen yan yana oturup gülümsüyorlardı. Bir bankta oturduklarında kadın dedi ki:
          “Bazen kaybolmak gerekir, ama kaybolduğunda bile birinin seni beklediğini bilmek huzur verir.”
          Adam başını salladı. “Ve bazen sevmek, birinin eksikliklerini doldurmaya çalışmak değil, sadece yanında olmaktır.”
          Akşam geldiğinde güneş yavaşça batıyordu. Ama gökyüzünde kızıl ve altın renkler birbirine karışmıştı. Adam kadının saçlarını rüzgârda düzeltti ve dedi ki:
          “Sevgi bazen gelecekten korkmamaktır. Ve bazen geçmişi bırakmaktır. Ama en çok, şu anı paylaşabilmektir.”
          Kadın derin bir nefes aldı ve gülümsedi. “O zaman yanımda kaldığın sürece, her an güneşi hissedebileceğim.”
          Ve o gün, şehir yine telaşlıydı ama ikisi kendi küçük evrenlerinde yürüyordu. Sevgi bir yük değil, bir ışık olmuştu; birbirlerinin karanlığında kaybolmadan, birlikte yol almayı öğrenmişlerdi.