Kanazawa’da kar yalnızca gökten düşmez;
insanın içine de iner.
Bu yüzden burada aşk acele etmez.
Şehir eski bir samuray kentidir.
Söz namus, beklemek erdemdir.
Birine “kal” demek ayıp,
“beklerim” demek ise yeterlidir.
Genç adam, Edo’ya gider.
Sebep sorulmaz.
Kanazawa’da sebep aramak,
aşkı hafife almak sayılır.
Kız onu uğurlarken el sallamaz.
El sallamak, geri dönmeyeceğini ima eder.
Sadece kapının eşiğinde durur.
Kar ilk kez o gün erken yağar.
Mektuplar seyrektir.
Çünkü çok yazmak, özlemi zayıflatır.
“Bugün çayı senin gibi demledim.”
Bu bir cümledir,
ama içinde bir yıl vardır.
Bahçedeki erik ağacı her bahar çiçek açar.
Kız her yıl dallara bakar,
saymaz.
Saymak, umudu hızlandırır.
Kanazawa aşkı başkasına bakmaz.
Çünkü burada aşk,
yokluğu bile sadakatle sahiplenir.
Yıllar sonra adam döner.
Ne kapı çalar,
ne adını söyler.
Ayakkabılarını çıkarır.
Bu, “geldim” demenin Kanazawa dilidir.
Kız çayı koyar.
Adam “özledim” demez.
Çünkü özlemek zaten anlaşılmıştır.
İki insan,
aynı masada,
aynı sessizlikte yaşlanır.
Kanazawa’nın efsanesi şudur:
Aşk, kavuşmak için ölmez,
kavuşmak için dayanır.