938398 gün sonra yb *-*
Red'e yb yazacaktım ama bu fic için içimde çok fazla istek vardı oy yüzdennn çokça sevin bu bölümü! Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen
İyi okumalar!
***
Öfke, hayatı boyunca içine attığı; dışa vurmadığı tek duygusuydu beyaz tenlinin.
Kimseyi kırmaması gerektiğini, böylelikle Tanrı'nın sevgisine layık olacağını söylerdi annesi. O da her zaman annesini dinlemiş, hiçbir olay karşısında öfkesini dışa yansıtmamıştı Jungkook.
Kimseye öfkesini göstermemiş, kimseyi hak etse dahi kırmamıştı.
Belki de bu yüzdendi vücudunda gezinen, ruhunu kaplayan öfkesi. Zihninde bir yılan misali gezinip bulduğu her fırsatta birini sokmak istemesi, birikmiş öfkesinin bir sonucuydu belki de.
"Tanrı her zaman iyilerin yanındadır oğlum. Bunu sakın unutma."
"Saçmalık."
Jungkook, esmerin gidişinin ardından çalışma masasının çekmecesinde bulduğu bıçağı almış, döner sandalyesini penceresinin önüne getirip oturmuştu yavaşça. Yüzü hissettiklerine nazaran düz bir ifadeye sahipken ayaklarını kaldırıp açık pencerenin pervazına uzatmıştı. Sağ eliyle bıçağı kaldırıp göz hizasına getirmiş, sol elinin işaret parmağını bıçağın ucuna dokundurmuştu. Bıçağı döndürürken parmağına baskı uygulamıyor, gözünü bile kırpmadan döndürdüğü bıçağı izliyordu beyaz tenli.
Öfkeyle hareket edip hiçbir bok bilmeden bu şeytan işlerine karışmak istemiyordu. Düşünmesi ve araştırması gereken o kadar şey varken anlık bir kararla kanını akıtacaktı bir de, aptalcaydı.
Düşünceleri arasına
esmerin dedikleri aniden düşerken kaşlarını çatmıştı Jungkook."Bu evrende sadece insanlar ve Tanrı yok Jeon..ki ben yedi büyük günahı simgeleyen şeytanlardan biri olan Kim Taehyung'um."
"Bana hizmet edeceğine yemin edip 66 günahı işlemeyi kabul edersen bu yolda tüm o 'mucizeleri' yok eder, yolun sonunda ise Tanrı'yı alt etmene yardım edebilirim Jeon."
"Yedi günahı simgeleyen yedi şeytan.."
Beyaz tenli gözlerini bulutların çekilmesiyle ortaya çıkan, tüm ihtişamıyla parlayan dolunaya çevirdiğinde rüzgar usulca saçlarını uçuşturmuş; ay ışığı bembeyaz teninde süzülen yaşlara vurmuştu o gece. Jungkook'un hiçbir mimik barındırmayan yüzünde gözyaşları sessizce akarken başını geriye, sandalyesinin baş kısmına yaslamıştı yavaşça.
"Neden..?" gözlerini sıkıca yummuş, kısık sesle sitem etmişti Jungkook.
"Neden benim ailem? Neden o kadar iğrenç in-"
"Dostum bu araba bir harika! Ne şanslısın lan!" Jungkook dışardan gelen sesle gözlerini hızla açmış, kafasını kaldırmıştı yavaşça.
"Tabi oğlum!..Lan Tanrı beni seviyor galiba. Baksana önce götümü kurtardı o kazadan şimdi de bir arabam oldu."
İki genç sokakta gülüşerek konuşmaya devam ederken Jungkook tek bir diyaloğa takılmış, kaşları anında çatılırken çenesini kasmıştı öfkeyle. Kimin konuştuğunu anlamıştı beyaz tenli.Elleri istemsizce yumruk haline gelirken ayağa kalkmış, koşar adımlarla aşağı kata inmişti bile.
"Şimdi göstereceğim sana Tanrı'yı da şansı da."
Jungkook hızla dış kapıyı açmış, gözleri hedefini bulduğunda ise karanlık bir gülümse belirmişti yüzünde.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
66 Sins •Taekook
FanfictionAilesini ve sevgilisini bir kazada kaybetmesiyle hayatı altüst olan Jungkook, Tanrı'ya isyan ederek şeytana hizmet etmeye ve en büyük 66 günahı işlemeye yemin eder.