8 Mart 1693
Yüzyıllar evvel dünyamıza bilim ve teknolojiden ziyade büyü hâkimken her canlı sessiz bir barış içindeydi. Hiçbir sorunun ve hastalığın olmadığı, insanların hep sağlıklı kaldığı, geçim derdinin bulunmadığı ölümün insanlara acı yoluyla değil sadece tatlı bir uyku ile geldiği bir dönemdi yazar tarih kitaplarında. Tüm diyardaki büyülü varlıkların sessiz barışının koruyucuları üç ulu kökendi.
Rigel her zaman en asil ve onurlu olanıydı. Onun adaletinden ufacık bir şüpheye düşülmeyeceğini herkes bilirdi. Ona sonsuz bir sadakat ile bağlı olan büyücü halkı minnetlerini yüzyıllarca esirgemeden gösterdiler. Derinlerinde onun hırsından gözünün kör olabildiğini bunun için ödeyebileceği tüm bedellere göz yumduğunu kendinden başka yalnızca üç kişi biliyordu.
Büyülü insan dışı varlıklara hep en yakın olanı Alhena'ydı. Aralarında en koruyucu ve yaşayan tüm varlıklara karşı en şefkatli olanıydı. O ve onun öğretilerini esas alan insanlar şifacı oldu. Doğanın sunduğu tüm faydaları şişeleyerek dertlere deva olurlardı. Çaresizliğe düşmüş her canlıya mutlaka yardım eli uzanırdı onun tarafından. Fakat geçmişte yaptığı onca acımasızlığı kolayca sineye çekebilecek kadar umursamazdı. Ve ihaneti. En yakın arkadaşının gidişinden sonra onun sevdiği adama yalanlarla yakınlaşabilecek kadar içi solmuştu.
Ölüme bir nefes uzakta olanların huzurla derin uykularına dalmasının sorumluluğunu ise Altair üstlenmişti. Her ölümlü varlık mutlaka kavuşacağı son yolculuğunda Altair'ın varlığı ile rahatlık ve mutlulukla yol alırdı. Bu diyarda yaşayan tüm varlıkların canları için birçok şeyi feda etmeye hazırlardı. Onlar bilgeydiler. Bu sebeple var olduğuna inanılan tüm büyüleri bilirlerdi. Onun karanlık tarafı yalnızca bir anlık korkusuydu. Kitabın ona yapabileceklerini düşünerek Rigel ve Alhena'nın yanında kaldı.
Alhena hızlı adımlarla uzun loş koridorda ilerlerken topuk sesleri taş duvarlarda yankılanıyordu. Attığı her adımda sağında ve solundaki meşaleler şiddetle alevleniyordu. Bu onun en sevdiği büyülerden biriydi. Ateşi dizginlemek onu tatmin ediyordu. Devasa tahta kapıya ulaştığında nöbetçiler eğilerek selam verip kapıyı açtılar. Göz ucuyla onlara selam veren Alhena büyük salonda aradığını pencerenin hemen önünde ifadesiz bir yüzle yağmuru izlerken buldu. Denizin dalgaları bugün daha bir hırçındı. Dalgaların sesinin özellikle yanı başındaymışçasına duymak için büyülenmişti duvarlar. Usulca adamın yanına yaklaştı kadın.
"Rigel, bunu yapmak zorunda mıyız?" sesi bıkkın geliyordu Alhena'nın. Her yirmi üç yılda bir 9 Martta tüm bunların başladığı kasabaya gitmek istemiyordu artık. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi o kasaba dünyanın diğer tüm şehirlerinden daha farklıydı. Sınırlarına giren her büyülü varlık bunu anlayabiliyordu. Alhena bunun sebebinin Daphne'nin çığlığı olduğunu biliyordu. Onu yakmak için gittiklerinde hiçbiri için kolay olmamıştı ama yapmışlardı. Dünya üzerindeki en kutsal varlıklardan birini yok etmişlerdi. Üçü de o an büyük bir bedel ödemeyi beklemişlerdi ama yüzyıllar geçtikçe bedel falan olmayacağını anladılar. Belki kitabı Tanrı göndermişti. Belki de efsanelerdeki gibi Daphne masum değildi.
Ama yine de bunun yaşandığı yere tekrar tekrar gidip önce anma sonra kutlama yapmak ne kadar mantıklıydı? Diğer sebebi ise oraya her gidişlerinde Rigel'in Merga'yı düşünüyor olduğunu bilmesindendi. Rigel'in oralı olmadığını görünce elini nazikçe kaldırdı. O anda taş duvarlardaki büyü kırıldı ve dalgaların sesi aniden kesildi.
Usulca Alhena'ya dönen Rigel "Zorundayız Alhena, bunu artık kabullendiğini sanıyordum." dedi.
"Ama..."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANALEMMA
Teen FictionBüyünün ortaya çıkışı ve insanların ruhlarındaki kilitleri açması korkunç bir günahla meydana geldi. Gökten usulca süzülüp dört arkadaşı bulan ve bağlılık yeminini eden herkese ölümsüzlük ile Tanrının kudretinden birer parça vaat eden kadim bir kita...