🌼 2 🌼

154 3 1
                                    


 Ertesi gün. Cuma. Yine erken saatlerde telefon etti Selim. Bukre, yine uyuyordu. Zor açtı telefonu. "Ya Kuzu sen hiç uyumaz mısın?"

Selim heyecanlıydı. "Bak şimdi Yavru Kuşum. Hemen çantanı hazırlıyorsun. Kampa gidiyoruz. Gece yola çıkacağız."

Bukre ne olduğunu anlayamadı önce. "Ne kampı ya? İzci miyiz biz?"

Güldü Selim. "İzci kampı falan değil Bukre'ciğim. Doğa kampı bu. İki günlüğüne ayarladım. Çadır kurup felsefe konuşacağız. Yeni Yüksektepe Felsefe Derneği'nin bir etkinliği bu."

Bukre, kendine gelir gibi oldu biraz. Selim, her zaman özgün fikirlerle gelir ve eğlenirken öğreten tatil projeleriyle mest ederdi herkesi. İşte yine onlardan biriydi bu. Kaz Dağları'nda kamp yapacaklar, doğa yürüyüşü, dağ tırmanışı ve bilumum faaliyetlerle dopdolu iki gün geçireceklerdi. Selim bir çırpıda anlatıverdi bunları. Bukre, yanına alması gerekenlerin listesini yaptı ve hazırlıklarına başladı. Hafta sonu için mükemmel bir plandı. Ailelerden gerekli izinler alındı. Bukre, yanına erkek kardeşini de alacaktı.

Onları Kaz Dağları'na götürecek olan otobüsün kalkış noktasına geldiler. Üçü de sırt çantalarını bagaja verdikten sonra otobüsteki yerlerini aldılar. Sabah sonlanacak olan yolculuk başlamıştı. Koyu bir sohbet eşliğinde geceye doğru ilerliyorlardı. Herkes birbirini tanıyor gibiydi. Aynı kulübün üyeleriydi hepsi. Aralarında Selim ve Bukre gibi ilk kez böyle bir organizasyonun içinde olanlar da vardı. Etraflarındaki insanlara yabancı gözlerle bakmalarından anlaşılıyordu. Benzerler benzerlerini hemen tanırdı. Geneli kaliteli gençlerden oluşan bir gruptu. Bukre'nin kulağına eğilip, "Gerçi arada kendini şarkı zanneden fon müzikleri de var ama idare et Kuşum" dedi Selim. Gülmemek için kendini zor tuttu Bukre.

Yola çıktıktan üç saat sonra Bukre'nin kardeşi Uygar uyuyakaldı. "Uygar uyudu galiba Bukre?" dedi Selim. Bukre, cam kenarında oturan kardeşine baktı. Uygar, kafasını cama yaslamış ve derin bir uykunun iç huzuruna bırakmıştı küçük bedenini. Bukre, saçlarını okşadı kardeşinin. Usulca öptü yanağından. On üç yaşına gelmiş erkek çocuklar, yalnızca uyurken öpülebilirdi. Buna başka türlü izin vermezlerdi.

Selim'le Bukre'nin arasında otobüsün koridoru uzanıyordu. Yan koltuğu boştu Selim'in. Kardeşinin ayaklarını kendi koltuğunun üzerine yerleştirerek, Selim'in yanına geçti Bukre. "Çok heyecanlıyım. Bugünlerde böyle bir değişikliğe ihtiyacım vardı. Bana bu heyecanı yaşattığın için teşekkür ederim" dedi.

Selim uykuluydu. Sesindeki mahzunluktan belliydi. "Bugünlerde ikimizin de biraz keyif almaya ihtiyacı var Yavru Kuş. Gör bak nasıl iyi gelecek bize."

"Haklısın Kuzu. Bir an önce sabah olsun istiyorum."

Selim, önündeki koltuğun cebinde duran kitabı göstererek, "İstersen okuyabilirsin. Yol daha çabuk biter. Ben biraz uyumayı düşünüyorum. Sabah erken kalktım biliyorsun. Daha dünün yorgunluğunu da atamadım üstümden" dedi.

Bukre, biraz daha konuşmak istediğini söyledi. Sonra birden aklına bir şey geldi. Çıkıştı Selim'e.

"Sen de amma savurgan bir adamsın ha! Eline biraz para geçse, hemen bizim için harcıyorsun. Azıcık tutumlu ol be adam!"

"Ne alaka şimdi birdenbire?"

"Ne bileyim, aklıma geldi ansızın. Hem biraz fırça uykunu açar diye düşündüm."

"Para harcanmak için kazanılır Yavru Kuş. İnsanın dostuyla yediği para en helal olanıdır."

"Öyle ama harcamalarına biraz dikkat etmen lazım... Para kolay kazanılmıyor. Sen zengin biri de değilsin. Hiçbirimiz değiliz. Zenginleri de hiç sevmezsin bilirim. Hatta nefret edersin onlardan..."

BukreHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin