🌼4🌼

62 0 0
                                    

   İlişkilerinin başladığı günden bu yana iki ay geçmişti. Bukre, her gün biraz daha Cem’e
bağlanmış, artık ondan başka bir şey düşünemez hale gelmişti. Çok iyi gidiyordu ilişkileri. Cem,
albüm çıkartabilmek için çabalıyordu. En büyük destekçileri ise Bukre ve Selim’di. Bukre,
haftalıklarından, Selim, gezilerden kazandıklarından, Cem ise çalıştığı kafeden aldığı günlüklerinden
artırarak, stüdyo kiralayacak ve müzisyenlere verilecek parayı topladı. Büyük bir dayanışma içinde
gece gündüz çalışmaya başladılar. Cem, bestelerini önce Bukre ve Selim’e dinletiyor,
beğenmedikleri şarkıları eliyordu. Elbirliğiyle önce repertuvarı belirlediler. Daha sonra iyi bir
aranjör bulup, altyapıları tamamlattılar. Her aşamada inanılmaz bir mutluluk ve heyecan vardı. Diğer
enstrümanların da kayıtları bittikten sonra geriye sadece okumalar kalmıştı. Cem, üç günde de
okumaları bitirerek, albümünü tamamladı. O gece tüm ekip bunu stüdyoda kesilen bir pastayla
kutladı. Geriye sadece albümü piyasaya sürecek bir müzik firması bulmak kaldı.

***

  Kapı kapı dolaşarak bir yapımcı aradı Cem. Fakat Unkapanı’ndaki tüm kapılar bir bir yüzüne
kapanıyordu. Morali bozulan Cem, çareyi dostlarında buluyor, onların desteğiyle her gün yeni
umutlarla arayışına devam ediyordu. Müzik piyasasının son yıllarda yaşadığı çöküş, Cem’i
hayallerinden ediyordu.

  Artık umutları yavaş yavaş tükenmeye başlamıştı. Haber bıraktığı kimse ona geri dönmüyor, geri
dönenler de olumlu bir cevap vermiyordu. Bir iki tanıdık aracılığıyla albüm büyük yapımcılara
ulaşsa da onların da cevabı “Hayır!” oluyordu.

  Umutları giderek azalan Cem, en sonunda pes etti. Bir akşamüstü ağlamaklı bir ses tonuyla aradı
Bukre’yi. “Aşkım çok kötüyüm ne olur yanıma gel” dedi. Sonra kapattı telefonu. Bukre, koşarak evine
gitti sevgilisinin. Kapıyı uzun uzun çaldı. Cem kapıyı açtığında ruh gibiydi. Ağlamaktan kızaran
gözleri boş boş bakıyordu ona.

"Aşkım ne oldu sana?” dedi Bukre dehşetle.

  “Ben bitirdim içimdeki müziği” diye cevap verdi yılgın sesiyle ve yavaş adımlarla salona doğru
yürümeye başladı. Yürüyen bir ceset gibiydi adeta. Bukre, arkasındaydı. Ev darmadağın edilmişti.
Ayna kırılmış, cep telefonu duvara fırlatılıp parçalanmıştı. Bukre, ne yapacağını bilemez bir halde
Cem’in ellerine sarıldı.

  “Ne olur vazgeçme aşkım. Beni seviyorsan...” diye yalvardı. Cem’den o güne kadar duymadığı
bir tonla, azarlanarak, itildi bir kenara.

  Ne yaptığını bilmiyordu Cem. Koltuğun üstünde duran gitarına koştu. Elinden bir an bile
düşürmediği, ikinci sevgilisi olarak gördüğü gitarını evin duvarlarına vura vura parçaladı. Her
vuruşta, “Daha da çalmam seni ulaaan!” diye bağırıyordu. Bukre, korkudan titriyor ve ağlıyordu. Bir
yandan da Cem’i durdurmaya çalışıyordu. Cem, gözü dönmüş bir şekilde eline ne geçerse
parçalıyordu. Farkında olmadan Bukre’ye de vurmuş ve yere düşürmüştü. Kafası kanlar içindeydi
Bukre’nin. Onu öyle görünce birden kendine geldi Cem. Telaşla koştu ve kucağına aldı. Ağlaya ağlaya hastaneye götürdü. Acil servisten içeri girer girmez, karşısına çıkan ilk görevlinin kucağına
bıraktı ve oracıkta yere yığıldı.

  Kafasına üç dikiş atılmıştı Bukre’nin. Neyse ki ucuz atlatmıştı. Gözlerini açar açmaz karşısında
Selim’i gördü.

“Kuzuuu? Nerdeyim ben?”

“Yorma kendini Yavru Kuşum. Hastanedeyiz. Küçük bir kaza oldu.”

“Cem! Cem nerede?”

“O müşahede odasında yatıyor. Bir sinir krizi geçirdi. Ama şimdi iyi... Serum alıyor.”

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Mar 08, 2023 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

BukreHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin