Amanın, nerelere geldik böyle? Efendim yeni kitabımıza hoş geldiniz. Dün izlediğim bir diziyle yazmaya karar verdiğim bir kitap. Sizin de istediğiniz üzerine Minsung bebeklerimi tekrar yazma kararına geldim.
Kitabımızı sevip, desteklemeyi unutmayın lütfen. Çok severek, isteyerek başladım bu kitaba.
Buraya başladığınız tarihi yazmayı unutmayın. İyi okumalar.
20 Mayıs 1980, Gwangju ayaklanması.
Boğazıma sıkışan aldığım her nefes sonmuşçasına her seferinde canımı yakıyorken var gücümle koşmaya devam ediyordum. Elini sıkıca tuttuğum sevdiğim kadın uzun boylu olduğum için bana yetişmekte zorlansa da pes etmeden bana ayak uydurmaya devam ediyordu. Zamanımız tükeniyordu. Adalet için çıktığımız bu yolda karşılaştığımız bu günler dünün ayağına bağlanmış pranga gibi bizi yarından diğer güne uçurmaya çalışıyordu ama nafileydi. Ölüm her an yanı başımızdaydı. Hatta bizimle birlikte koşmaya devam ediyordu.
"Durun orada! Size durun dedim!"
Arkamızdan deli gibi bağıran polisin zehir dolu sesi gecenin soğuttuğu sokakta yankılandığında bacaklarımda derman kalmasa bile koşmaya devam ediyordum. Sığındığı sahte devletin bir gün onun gibi ikiyüzlü pislikleri bir kenara atmadan ait olduğu halkın sesini kesmeye çalışıyor olması, bir gün onun da nefesini keseceklerini bilmeden deli gibi arkamızdan koşmaya devam ediyordu. Hain piç. Vicdansız sürüsü.
"Yun Hee, birazdan duracağız. Ben dur diyene kadar durma. Koşmaya devam et."
Uzun saçları terden alnına, yanaklarına yapışmış güzel kadınım bir şey söylemese bile kafasını sallayarak kırgın bir gülümseme bahşetti bana. Ona baktığımda kızgınlıkla kavrulan kalbim, onu bugünkü güne çektiğim her ana lanet okuyordu benliğime. Kendi sakin hayatından kızgın oklarla sarmalanmış hayatımın merkezine dahil ettiğim bu kadın, olanlara rağmen hâlâ gülümseyebiliyordu bana.
"Size durun diyorum! Devletin elinden kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz hain piçler!"
Ne kadar da komik, bir o kadar da ironi olan bir durumdu. Bu kadar masum insanları öldürüp, hakkını savunan sesleri kesmeye çalışan onlar değilmiş gibi utanmadan bize hain diyorlardı. Yaptıkları işten gurur duyuyorlardı, övünüyorlardı. Başa geçen ahlaksız birisinin el altında tuttukları, her an kurban olabilecek zavallılardan birisi olduklarını bilmeyen ahmak sürüsüydü hepsi. Halkın ödediği vergileri yiyip halka ezip geçen kurbanlar.
"Yun Hee, haydi."
Karanlık dar sokağa girdiğimde peşimden sürüklenen güzel kadını yanıma çekerek eğildim. Önümüzdeki kırılmış sandalyeler karanlığın arkasında kalmış bizi ışıktan koruduğu anlarda sokağın karşısından gelen ayak sesleri ile birlikte Yun Hee'nin kafasını eğerek geri çekildim. Önden arkamızdan bağıran polis, onun arkasından başka üç polis koşarak olduğumuz sokaktan uzaklaştığında derin bir nefes alarak sırtımı arkamdaki duvara yasladım. Deli gibi atan kalbime eşit durmadan titreyen ellerimi yüzüme çıkarıp sıkıntılı nefes aldığımda ellerimin üzerindeki başka elle birlikte dişlerimi sıkmıştım.
"Yarın spor yapmama gerek kalmadı. Hatta ondan sonraki gün bile yapmayacağım."
Şakacı sesi korkudan deli gibi titreyen ellerini, vücudunu saklamaya yetmiyordu. Gözlerimin içine sıcacık bakışla baktığında bile o bakışların ardındaki korkunun gerçek yüzünün her geçen saniye ruhuna yaklaştığını görebiliyordum. Onu bu durumun ortasına çeken ben değilmişim gibi beni gülümsetmeye çalışıyor oluşu ne kadar zavallı bir adam olduğumu bir kez daha kanıtlamıştı bana.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ℝ𝕖𝕥𝕣𝕠𝕦𝕧𝕒𝕚𝕝𝕝𝕖𝕤 -「MinSung」
Fanfiction𝐀𝐬̧𝐤 𝐨𝐥𝐮𝐧𝐜𝐚 𝐞𝐧 𝐜̧𝐨𝐤 𝐝𝐚 𝐨̈𝐥𝐮̈𝐦 𝐡𝐮̈𝐤𝐦𝐮̈𝐧𝐮̈ 𝐤𝐚𝐲𝐛𝐞𝐝𝐢𝐲𝐨𝐫 𝐯𝐞 𝐢𝐧𝐬𝐚𝐧 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢𝐬𝐢𝐧𝐢 𝐨̈𝐥𝐮̈𝐦𝐬𝐮̈𝐳 𝐳𝐚𝐧𝐧𝐞𝐝𝐢𝐲𝐨𝐫𝐝𝐮. ...