han nehrine bakan çimenlerin üstünde başım taehyung'un omzuna yaslıyken elimdeki ramenden ağzıma bir lokma götürdüm. baharat ağzıma nefis bir tat bırakırken gözlerimi yumup bu anın tadını çıkardım. öyle huzurluydum ki şu an, bir kaos kopsa mesela arkadan, kılımı kıpırdatmazdım."rameni bu kadar sevdiğini bilseydim daha önce getirirdim seni." diye mırıldandı taehyung. biten ramen kapını oturduğumuz örtünün üstünde, bizden biraz uzağa bırakmıştı. dediğine gülerek omzundan ayrıldığım sıra ben de ramen kabımı yanıma bıraktım ve kendimi hafifçe geriye kaydırırken elbisemin açılmamasına özen göstererek örtünün üzerine sırt üstü uzandım.
taehyung da benim gibi sırt üstü uzanırken gülerek "neye bakıyorsun bu denli, gözlerini kısmış bir şekilde?" diye mırıldandı.
"aklıma bir şey takıldı da."
"ne takıldı?"
gözlerimi kısıp yıldızlara bakmayı sürdürdüm. öyle parlaktı bu gece, gözlerimi alamıyordum resmen onlardan. "sence kore'de doğup büyümüş bir kedi, ingiltere'de doğup büyüyen başka bir kedi ile anlaşabilir mi? mesela kore kedicesi bilen bir kediyi bıraksak ingiltere'ye, hayatta kalabilir mi yoksa illa anlaşabilmeleri için ikisinin de ingiliz kedicesi mi bilmesi gerekir? ya da dünya'daki tüm kediler ortak bir dil içinde mi yaratılmışlar?"
taehyung'dan bir cevap beklerken kafamı ona çevirdim. kaşlarını çatmış, ağzı hafif aralık bir şekilde 'ciddi misin?' bakışlarından atıyordu bana.
"lütfen dalga geçiyorum, de." dediğinde yalandan da olsa sinirle çattım kaşlarımı.
"bu çok ciddi bir müessese taehyung, ne dalgası?"
"yani jennie; ne bileyim, miyav miyavdır sonuçta. hepsi aynı bence." dediğinde kafamı iki yana salladım onu onaylamazmışçasına. o kadar basit düşünüyordu ki, onun için hayat iki artı ikiden ibaret gibi bir şeydi. kanıtlanmış doğruları kabul eder, asla yeni bir şeyleri sorgulamak için çabalamazdı ve ben de burada onun tam tersiydim.
sanırım, zıt kutuplar gerçekten de birbirini çekerdi.ben bir söylemeyince taehyung, kolunu kafamın altından geçirip beni kendine çektiğinde onun göğsüne kafamı koymam için de yer sağlamıştı.
kaşlarımı kaldırdım bu hareketine ve gülerek, "ne oluyor?" diye sordum.
omzunu silkti hafifçe. "sevgilim değil misin? sarılmak istedim işte."
"sevgilin?"
"değil misin?" kaşlarını kaldırdı merakla. sanki hayır desem dünyası başına yıkılacak gibiydi.
"öyleyim."
gülümsemesi büyüdü bu sefer. "öylesin tabii."
biraz bu şekilde durduk, kaç dakika geçti saymadım. arkada akan nehrin sesi ve taehyung öyle huzur veriyordu ki şu an, gözlerimi kapatıp anın tadını çıkardım.
ama çok kısa sürmedi. bulunduğumuz yerden pek de uzak sayılmayacak şekilde bir ıslık sesi duyduğumuzda yavaşça gözlerimi açtım ve sesin geldiğine yöne doğru kafamı kaldırdım. üç beş genç, tahminimce zır deli sarhoşlardı, buraya bakarak ıslık çalıyorlardı.
taehyung yerinde kıpırdanıp dikleştiğinde yüzünde yer edinen gülümseme de solmuştu. "sana mı çalıyorlar o ıslığı?" diye sordu.
"hayatım ne diye bana çalsınlar, sana çalıyorlardır tabii."
bir ıslık daha duyuldu. ne diye içmişlerdi ki bu denli? aptal sarhoşlar, insanların huzurunu bozmaktan öteye gitmiyorlardı.
"jennie, ıslığı sana çalıyorlar." dedi taehyung. kaşlarını çatmış bir şekilde bize doğru bakan gençleri izliyordu. genç diyordu tabii ama pek genç gibi de durmuyorlardı, hepsi sanki sokak arkası dövüşçüsü gibiydi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
formula, taennie
Fanfictionkim jennie busan'ın en işlek barlarından birinde solist ve kim taehyung ise barın sahibi.