Ertesi gün derse girmediğinden dolayı, kafeteryada ki yerini alan Ashton, dalgın bir şekilde tabağındaki yemekler ile ilgileniyordu. Bayan Roberts'ın değişik bir kıvam almış olan patates püresi ve demirden bile sert olan sosisleri ilgi alanı değildi belki, ama dersten kurtulma bahanesi ile birebirdi. Bu aralar fazla ince bir bedene sahip olması ve sayılacak raddede belirgin olan kemikleri her türlü onu dersten kurtarırdı. Bay Lewis rahatsızım, demesi yeterliydi. Yetiyordu da.
Ashton bir sandalye çekilmesini işittiğinde, görmek için başını kaldırdı. Yine ve yine Cara ile karşılaşması mümkün müydü?
Tepsisini masanın üzerine bıraktıktan sonra, şekilli kalçasını hafif kaldırarak eteğini düzelterek oturduğu sırada Ashton'ın bakışları hep Cara'nın üzerindeydi. Senenin başından beri Cara'ya azda olsa ilgi duyuyordu. Matematik dersi ise aralarında bir bağın oluşmasını sağlamıştı. Mesajlaşma arkadaşı gibi? Ashton bu duruma ne gibi bir isim uydurabileceğini bilmiyordu.
Kafasındaki düşüncelerden uzaklaşıp, cebinde bulunan not defterinden bir sayfa kopardı. Cara'yı sinir etmek için en ideal zamandı.
"bana telefon numaranı ver."
Tam olarak planladığı yere, kafasına denk gelen kağıt topu ile Cara bu sefer yüzünü buruşturmadı. Alışmış olmalıydı
"kafama kağıt atmayı bırakacaksan eğer numaram bu ****"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
classmates // ashton irwin
Fanfiction"bu mesajlaşma yolunun ne kadar ilkel olduğundan söz etmiyorum bile :-(" "siktir et ve bir kağıt topu daha yolla." @ashftdrums fanfiction #11 29.05.2015
