17 yaşıma girmeme 17 gün kaldı. Bugün geleceğe daha yakınım, yarın bugünden de yakın, ve sonraki gün daha da yakın...
Bugün farkettim de giderek daha da yalnızlaşıyorum. Bunu insanları kırmakta dünya markası olduğumdan anlayabilirsiniz. Bazen niyetinizin ne olduğunu önemsemiyorlar. Önemli olan sonuç. O an ki düşüncelerinizle ya da duygularınızla yaptığınız doğrunun karşınızda ki için bi değeri yok. Sonucu iyi olursa tebrikler siz bir meleksiniz. Sonuç kötü mü ? Vay halinize, sen misin iyi niyetle yapıp sonucu kötü çıkan iyilik. İnsanların bencil olduğu ve tek arkadaşlarının ceplerinde ki 2.000 TL'lik aptalca cihazların olduğu bu dünya da insan nesli tükenmiş durumda. Bu yüzdendir ki ailem telefon almayı teklif ettiğinde kabul etmedim. Sınıfta telefonum olmadığı için alay konusu haline gelse de telefonsuz da gayet yaşıyorum. Canlı olarak sohbet ediyorum. Kitaplara gömülüyorum. Sosyal medya karşıtı değilim fakat hayatlarımızı sanal alemde yaşar olmuşuz. Kalbi olan ve yürüyen birer mekanik robot haline gelmişiz. Kalabalığın içinde yalnızlaşmışız. Ne birisine derdimizi anlatabiliyoruz ne de dinlemesini biliyoruz. Yarım yamalak hayatlar yaşıyoruz. Bi diğer dikkatimi çeken konu da "aşk acısı" . Sen ne yaşadın bu yaşlarda da aşk acısı çekiyorsun. Daha sevmek nedir tanımlayamazken kalkmış aşık olmuşsun. Bide yanına sonsuz işareti koymuşsun. İki gün sonra bi başka tarih değişmeyen şey yine sonsuzluk işareti. Yanlış anlamayın da sizin ki sevgi değil. Gençliği yaşamak varken erkeklerin ya da kızların peşinde koşturmak pek akıl karı gelmiyor bana. Tabi hiç sevgilisi olmamış , sevmek nedir sevilmek nedir bilmeyen birinin sözcükleri bunlar. Sanırım hayatım boyunca bakış açımı değiştirmeden katılacağım tek düşünce de "Bekarlık sultanlıktır." . Şimdi değil baştan beri farkındayım da baya sıkıcı felsefi şeyler yazmışım. Heralde 17 yaşın getireceği şey bu sıkıcılık. Normal hayatım da eğlenceli biri olduğumu sıkça duyarım. Yazmak.. Bu çok farklı söylemiştim içimde biribirinden beslenen iki kişilik var ve yazarken karanlık tarafım ortaya çıkıyor. Çünkü mutlu insan yazmaz. Kendimi yazar olarak gördüğümden değil , ama yazarlar böyledir içlerinde fırtınalar kopar , kemik kemiğe savaş yapılır , birden zihin bulanıklaşır yazdığım zamanlar da içim berraklaşıyor. Gerçekten buraya kadar bu sıkıcı metni okuduğunuz için teşekkürler okuyan olmaz bilirim de kendim bi ara okursam yüzümde bi gülümseme olsun isterim. İnsanın kendini mutlu edebilmesi önemli bi yetenek. Bu yeteneğe sahip değilim olmak da istemem. Her zaman mutlu olabileceksem ne değeri kalır ki ? Her zaman mutlu olursam bi süre mutlu olduğumun farkında da olmam. Ulaşılmaz kılınan şeyler değerlidir. Elde ettiğiniz anda aslında onu kaybetmiş olursunuz çünkü o kıymetli şeyi artık istemezsiniz. Daha değerlisi vardır ve sırada ki hedef o dur. Hep ileri , daima ileri, daha ileri. Neden bir de sakince arkamıza dönüp bakmayı denemeyiz. Geçmiş korkutur mu bizi ? Kaçtıklarımız mı vardır ? Yüzleşmeye korktuklarımız ? En hatırlamak istemediğimiz anılarımız aslında zihnimizde daha çok yer kaplamaz mı ? En çok da onları hatırlamaz mıyız ? Kabuk bağlanmış yarayı kanatmak. Bazı yaraların taze tutulması iyidir belki de. Benim mesela hiç başarım olmadı bunu hatırlamak istemem. Ancak sürekli bir şeyler başarabilme duygusu vardır içimde.Şuan düşündüm de en büyük başarım hiç bir başarımın olmayışı. Giderek melankolik düşünmeye başladım. Çalan müziğin tınısından da kaynaklanıyor olsa gerek. Cam gibi hissediyorum. Kırılmışım , dökülüyorum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Deneme
Non-FictionBu zihnimin ya da hayal gücümün hikayesi değil bu benim hikayem. Benim günlüğüm. Yaşadıklarım yaşamak istediklerim. Oksijen israfı olan bir insanın yapabildiği tek şey YAZMAK. En iyi yaptığı şey ise boş gözlerle yıldızları izlemek. Ruhu karanlığın i...