22

1.5K 208 112
                                        

starry eyes sparking up my darkest night

starry eyes sparking up my darkest night

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

yirmi dakika, dokuz saniye.

jungkook'un ciğlerlerinin yandığını hissettirecek kadar hızlı koşarak taehyung'un penceresinin altına gelmesi, taehyung'un ise odasına kimsenin gelemeyeceğine emin olacak önlemler aldıktan sonra titreyen terli ellerini kazağına sürtmesi işte bu kadar sürmüştü.

birazdan gelir, diye geçirdi içinden karşısındaki aynaya bakarken. titreyen ve heyecandan buz gibi soğuk olan elleriyle dalgalı saçlarını karıştırırken en yakınındaki aynaya dönmüş bunu düşünüyordu. kabul etmek gerekir ki, biraz dalıp gitmişti bunu yaparken.

olmuş muydu yani onlar? bunca geri çekilme çabası işe yaramamış mıydı? hem bu sürede üzülmüşlerdi, hem de tekrar birliktelerdi işte. aptalım ben, boş yere üzdüm ikimizi diye düşünmeden edemedi. taehyung genelde böyleydi zaten, olmuş ve olabilecek her şeyin suçunu jungkook üzülmesin diye üstlenirdi seve seve. aslında jungkook'a kalsa suçu üstlenip her şeyin cezasını kendi başına çekmeyi seçerdi onun yıpranmaması için ama taehyung onun üzülme ihtimalini bile ortadan kaldırırdı işte hemen.

gözlerini daldığı aynadan, parmaklarını da artık alışkanlık olarak dolandıkları saçlardan ayıran şey cama atılan basit bir çakıl taşı oldu. şimdi titreyen tek yeri elleri değildi, bacakları da onu zor taşır hale gelmişti istemsizce. nasıl bitecekti bu gece, üstelik henüz başlamamıştı bile.

nasıl yaptığını bilmez bir şekilde pencereye kadar gitti esmer çocuk. önce perdeyi, sonra pencereyi açtı beklemeden. ordaydı işte. en karanlık gecesini gözleriyle aydınlatmaya gelmişti jungkook.

gözleri denk geldiğinde ikisininki de farklı sebeplerle parlıyordu gecenin ışığında. taehyung'unkiler çoktandır gözyaşı ile dolu olduğu için sokak lambasının da çarpmasıyla parlarken; jungkook'unkilerse tıpkı ışığını güneşten sağlayan ay gibi, taehyung'a baktığı için parlıyordu.

bekleyemedi daha fazla, zaten beklemesini gerektirecek bir şey de yoktu. birkaç basit hamlede tırmandı pencereye, alışmıştı artık tırmanmaya.

pencerenin pervazından atlayıp içeri girdi. ne hafif yağan yağmurdan ıslanmış hırkası, ne de çamura batmış beyaz converseleri umrundayı. tabii, beyaz converseleri daha sonra sorun olabilirdi çünkü onları taehyung'un onların üstüne gazlı kalemle kendine ait bir şeyler yazması için beyaz almayı tercih etmişti ama her neyse diye düşündü. bunu sonra dert edebilirdi.

kalbi bu kadar hızlı atmasına rağmen ellerine kadar yetiremiyordu kanı ki, elleri buz gibi olmuştu. yağmurdan ya da heyecandan olabilirdi bu soğukluk. ikinci ihtimal daha yüksekti tabii.

siyah saçlı olan pencereyi içeri giren serserinin ardından kapatırken aklında dönen tek şey bir an önce arkasını dönüp kollarını jungkookun boynuna sarmak ve ona her şeyin acısını çıkarır gibi sımsıkı sarılmaktı.

hoax (wendy's version) Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin