•••
Hastane koridorunda nefret ettiğim o hava vardı. Hastanelerden nefret ederdim ben. Sinirle yanımda rahatça oturan adama baktım. Bir insanın suratını dağıtmış olmaktan zerre kadar pişmanlık duymuyordu. Öyleki kafasını duvara dayamış ıslık çalıyordu.
"Yuh!" dediğimde kaşlarını kaldırarak bana döndü.
"Ne?"
"Ben senin kadar rahat bir insan görmedim. Yarım saattir pansuman yapıyorlar adama. Ya Hakan senin yüzünden ölseydi?"
"Birincisi, ölmesi imkansızdı. İkincisi, ilk olmazdı."
Sessizce yutkunup oturduğum sandalyede ondan uzağa kaydım. Sapık, psikopat ve katil. Çok havalı! Kolumu tutup beni kendi yanına çekti.
"Saçmalama. Sana asla zarar vermem. Hatta sana zarar veren biri olursa onu gebertirim."
"Neden? Şizofrensin değil mi sen?"
Elimi omzuna koyup dudaklarımı düz bir çizgi haline getirdim.
"Bak, biz tanışmıyoruz dostum."
Sırıtırken omzundaki elimi alıp tuttu. Dokunma be adam! Sen dokundukça kalbime yüzlerce iğne batıyor. Allah'ım ne oluyor bana?
Gözlerimin içine bakarak "Seni senden bile daha iyi tanıyorum ben." dedi ve ellerimizle oynarken devam etti. "Mesela kahve yapmakta hiç başarılı değilsin, sakarsın, uykunda konuşuyorsun, patavatsızsın ve benim gibi yanımdayken bile beni özlüyorsun. Yapma Nehir. Benimle İstanbul'a gel."
Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve ellerimizi birbirine kenetledi. Boğulduğumu hissediyordum.
"Ben...nefes alamıyorum. Dışarı çıkabilir miyiz?" dedim. Aslında nefes alamamak değildi benimki. Nefes almayı unutmaktı. Elimi tuttuğunda nefesin göbek deliğinden alındığını falan sanmış olabilirim.
Belimden tutup beni ayağa kaldırdı. Lanet olsun! Ondan uzaklaşmaya çalışırken daha da yaklaşıyordum. Burnum gömleğinin yakasına denk geliyordu. Kokusunu içime çektim. Tanıyordum bu kokuyu. Ben onunla gereğinden fazla ilgilenirken hastanenin kapısından çıkmıştık.
"Bak, düşersen seni o sünepe değil ben tutacağım."
"O sünepe benim sevgilim, sen kimsin?"
"Çabuk sinirlenirim."
"Sinirlen diye söylemiyorum. Sadece bilmek istiyorum. Hangi sıfatla sevgilimi dövebiliyorsun?"
"Kocanım lan! Hala sevgilim diyor."
Eliyle saçlarını geriye doğru yatırdı. Birazdan beni öldürecek diye korkuyordum ama ne demişti? Sana asla zarar vermem. Ona inanmak için hiçbir sebebim yoktu ama inanıyordum. Acaba diye geçirdim içimden. Acaba bu adam kocam olabilir miydi?
"Seni tanımıyorum! Düşünüyorum, kendimi zorluyorum ama sen yoksun! Kalbime ne oluyor bilmiyorum. Sen gelmeden önce eksik parçamı arıyordum. Sen geldin ama artık her şey çok yalan gibi geliyor."
Hiç kendimi bu kadar iyi ifade edebildiğimi düşünmemiştim.
"Çünkü benden başka herşey yalan. Seni gerçeklere götürmeme izin ver."
Elini uzattı ve tutmamı bekledi. Bu adam bir sapık, dolandırıcı veya deli olabilirdi. Ama inandım. Belki de hayatımda attığım en büyük adımdı ona inanmak.
•••
"Gerçekten burada mı yaşıyorsun?"
Görgüsüz bir kadına benzememek için evi süzmeyi bırakıp ona döndüm. Kollarını göğsünde birleştirmiş beni izliyordu.
"Gerçekten burada yaşıyorum."
"Koca evi nasıl tek başına temizliyorsun?" dediğimde ufak bir kahkaha attı. Adamın kahkahası bile karizmatikti ulan. Biz hala anırarak gülelim.
"Gerçekten temizlik yapan bir adama mı benziyorum?"
"Matt Bomer'ın kocası olan bir dünyada ben herşeye inanırım."
Matt Bomer'a olan hayranlığımı duyduğunda kaşlarını çattı. Ama sonra dalga geçen bir gülümsemeyle beni kınadı.
"Küçük homofobik."
"Elimde değil. Bir erkekle bir erkeği öpüşürken gördüğümde aklıma ne kadar romantik oldukları gelmiyor."
Sırıtıp birkaç adımda dibime kadar geldi.
"Peki erkekle bir kadın öpüşüyorsa?"
Parmağıyla saçımı kulağımın arkasına gönderdi. Ay, ben yine nefes alamıyorum! Dudakları dudaklarıma değecekken gözlerimi kapattım. Ama yapmadı.
Dudaklarıma doğru "Biraz dinlen." diye fısıldadı. "Bu akşam gitmemiz gereken bir davet var."
Geri çekildiğinde utançla gözlerimi yere sabitledim. Eğer isteseydi beni öpebilirdi. Buna izin verecektim. Beynimin içinde bir enkaz vardı ve tek düşünebildiğim ne kadar utandığımdı. Kuzey, üst kattaki misafir odalarından birini gösterdiğinde teşekkür etmek yerine kapıyı suratına kapattım ve kendimi yatağa attım. Kafam karışıktı, hiçbir şey bilmiyordum ama mutluydum.
•••
Uyandığımda yatağın karşısındaki duvara asılmış saat 17:38'i gösteriyordu. Kozalak gibi sarıldığım örtüden kurtulup ayağa fırladım. Giysi dolabının aynasından kendi yansımamı süzdüm bir dakika kadar. Saçlarım dolaşmış hatta kabarmıştı. İğrenç görünüyordum. Ellerimle indirmeye çalıştım ama başarılı olamayınca vazgeçtim. Odadan çıkıp aşağı indiğimde Kuzey koltuğa oturmuş kitap okuyordu. Ben olsam televizyon izlerdim. İşte, kültür farkı.
Sesimi çıkarmadan yanındaki koltuğa oturdum. Sonra oturmaktan yorulup koltuğa yattım. Böyle de enerjiğim, nazar değmesin.
Çenemi tutamayıp "Sen hep böyle misin?" dediğimde kaldığı yeri işaretleyip kitabı kapattı.
"Anlamadım?"
Yani diyorum ki sempatik, kaslı, kültürlü, çekici, cool...sanki bilmiyorsun tatlı şey!
"Yani ben sessiz bir ortamda kitap okuyamam. Arkamdan bir seri katil saldıracakmış gibi gelir falan filan. Kendimce bir sürü senaryo üretirim."
"Hep hayal gücüne hayran olmuşumdur."
Ben de sana.
"Sağ ol."
Güldü. Güldüğünde beyaz dişleri ortaya çıkıyordu. Hep gülmeliydi bu adam.
"Yetişmemiz gereken bir davet var. Kalk hadi." dediğinde ona arkamı döndüm.
"Gitmesek?"
"Kalk."
Ona ördürmek ister gibi bakarken ayağa kalktım ve onu takip ettim. Üst kattaki başka bir odaya girdik, Kuzey dolabın kapağını açıp bakınmaya başladı. Siyah, uzun bir elbise çıkardığında iğrenir gibi reddettim. Mavi, kısa, uçuş uçuş bir elbise çıkardığında İvana Sert edasıyla baş parmağımı aşağı indirdim. En sonunda beyaz bir elbise çıkardığında elbiseye aşık oldum.
"Bu çok güzel." dedim ve elbiseyi ondan aldım.
"Çıksana." dediğimde yeni aklına gelmiş gibi başını sallayıp dışarı çıktı. Elbiseyi giydikten sonra aynanın önündeki gerekli malzemelerle saçımı, makyajımı hallettim.
Yeni anlıyordum. Burası benim odamdı. Bizim odamız. Giysi dolabında kadın- erkek kıyafetleri yan yana duruyordu. Üstelik tam da benim hayal edebileceğim gibi bir odaydı. Bu odayı düzenlediğimizi hayal ettim. Hayallerim o kadar güzeldi ki bir an hayal olmalarının daha güzel olduğunu düşündüm. Gerçekte bu kadar mutlu olamazdık. Yoksa öyle miydik? Bilmiyordum. Kimse neden bilmediğimi söylemiyordu. Sadece yolda Kuzey bir şekilde hiçbir şey hatırlamadığımı ve beni ölü sandığını söylemişti. Söylediğine göre mezarım bile vardı.
Kapı çalındığında "Girebilirsin." dedim. Demez olaydım. Kuzey üzerine tam oturan smokiniyle kapıda belirdi. Bu adamın benimle ne işi olurdu ki? Neden beni severdi?
•••

ŞİMDİ OKUDUĞUN
AŞİRET DÜĞÜNÜ 2
Humor"Seni seviyorum." diye fısıldadığımda gözlerini açtı, kafasını bana çevirdi. Yarası kanıyordu ve acı çekiyordu ama onu sevdiğimi söylemem daha önemliydi. Tanrım! Böyle bir adam seve seve beni mi sevmişti? "Hatırlamadığım için özür dilerim ama seni s...