shy turkish boy.
Bu hikaye gay olduğu için ailesinin psikolojik şiddetine maruz kaldığı için evden ve Türkiye'den kaçan Dağhan ile, dünyaca ünlü erkek grubu NCT'nin alt grubu NCT Dream üyeleri, özellikle aralarından iki üye ile arasında geçen olayla...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Lee Donghyuck kalbine düşen o küçük kora anlam veremedi. Dağhan uzun ince parmakları ile Donghyuck'un kemikli parmaklarının arasından parayı almış, alırken de onun parmaklarına temas etmişti. Bu soğuk havada bile parmakları sıcacıktı, Dağhan buna şaşırmadan edemedi.
Dağhan para ile dolu olan kasayı açarak elindeki paraları rakamlara ayrılmış bölgelerden uygun olanına koymuş, sonra da kapatmıştı. Tabii o bunu yaptığı sırada kavruk tenli beden, büyük çekik gözlerini ondan ayırmıyordu. Yanlış anlaşılmak istemezdi, bu yüzden bir şey demeden gözlerini Dağhan'dan çekerek bardak ramenini ve kolasını almış, ramenine sıcak su eklemek için otomatın önüne geçmişti.
Gerçekten burada yemek zorunda mısın? Dağhan içinden ettiği isyana engel olamamıştı. Çünkü gerçekten çok yorulmuştu ve bir an önce marketi kapatıp tek kişilik evine gitmek, sonrasında da yatağına atlamak istiyordu. Dudaklarını nemlendirerek arka cebinden beyaz iPhone 11'ini çıkararak tekrar tabureye oturdu, en azından kavruk tenli beden gidene kadar telefonuyla zaman öldürebilirdi.
O sırada Donghyuck çoktan cam dibinde bulunan bar taburelerinden birine oturmuş, ramenini yemeye başlamıştı. Şimdi marketin içinde sadece onun yemek yerken çıkardığı sesler duyuluyordu. Sırtı Dağhan'a dönüktü ve zihni ise düşüncelere boğulmuştu, bu düşünceler ise arkasında kalan küçük beden hakkındaydı.
Adı ne? Kaç yaşında? Nereli? Beni tanıyor mu? Nerede yaşıyor?Nerede mi yaşıyor, delirmiş olmalıyım.
Donghyuck neler düşündüğünü fark ettiği an başını iki yana hızlıca salladı kendine gelmek için, lâkin arkasına dönmekten kendini alıkoyamadı. Ama Dağhan oynadığı Asphalt 9'a o kadar konsantre olmuştu ki, hemen hafif çaprazında onu izleyen idolü fark etmemişti bile. Donghyuck ise kendine engel olamadan onu inceledi. Sanki kalbine düşen kor, yavaş yavaş onu yakmaya başlamıştı. Dağhan'ın telefonu tutan uzun, ince ama küçük parmakları, düzgün burnu, en az idoller kadar pürüzsüz bir cildi, oyuna odaklandığı için çatık kaşlarıyla Donghyuck Tanrı'nın yarattığı en güzel şey diye içinden geçirmeden edemedi. Kendisindeki garipliğin farkındaydı.
''Siktir.'' Dağhan'ı izlemeye kadar dalmıştı ki, cebindeki telefonu titrediğinde irkilerek kısık sesle bir küfür savurdu. Dar pantolonunun cebinden siyah 14 Plus'ı çıkardığında, ekranda yazan kişi otomatik olarak kaşlarının çatılmasına sebep olmuştu.
Jeno arıyor...
Baş parmağını yeşil yuvarlağa sürükleyerek bırakmış, telefonu kulağına götürmüştü.
''Efendim Jeno-ya?'' Donghyuck'un sesinin sessiz markette yankılanması, Dağhan'ın başını birkaç saniyeliğine telefondan kaldırmasına ve çaprazındaki idole bakmasına neden olmuştu.
Jeno mu?
Dağhan sanki bu ismi bir yerde duymuştu. Bakışları tekrar telefona dönerken hafifçe kaşlarını çattı, bu ismi nerede duymuştu ki? Hatırlamak için zihnini bir süre zorladı. Ah, doğruydu ya, 1-2 hafta önce iki kızın aldıkları şeyleri Dağhan kasadan geçirirken ki konuşmalarını hatırladı.
''Bence NCT Dream'deki en yakışıklı üye Jeno.''Diğer kız ona kıkırdamıştı.
''Hayır, Jaemin daha yakışıklı.''
Dağhan omuz silkti, Güney Kore'de adı Jeno olan sadece o idol yoktu elbet. Ayrıca o idol olsa ne fark ederdi ki? NCT Dream'i duymuştu ve popüler olduklarını biliyordu, lâkin ne üyelerin isimlerini biliyordu ne de ilgi duyuyordu.
''Hyuck, bu saatte neredesin oğlum sen?'' Hyuck o göremese de gözlerini devirdi. ''Lan dedim ya markete gidip bir şeyler yiyeceğim diye, dinlemiyorsun ki amına koyayım.''
Jeno iç çekti. ''Tamam kes, çok oyalanma.'' Telefon Hyuck'un suratına kapatırken Jeno'yu döveceğine dair kendine not etti. Tabii o herif gruptaki iki izbanduttan biriydi, ne kadar etkili döverdi orası meçhuldü. Diğer izbandut da Na Jaemin'den başkası değildi. Dağhan, Donghyuck hızlı konuştuğu için anlamakta biraz gecikme yakalasa da her şeyi anlamayı başarmış, sondaki küfrü yakalamıştı. Bunun için kendini içinden tebrik etti.
Kavruk tenli beden oturduğu yerden kalkarak iki çöpünü almış, çöpün içine atmıştı. Sonra da marketin otomatik kapısına doğru ilerledi. Dağhan hareketliliği hissettiği için başını telefondan kaldırmış, o sırada da idolle göz göze gelmişti.
''İyi geceler.'' Donghyuck yumuşak sesiyle mırıldandığında Dağhan hafifçe başını eğdi, buna yavaş yavaş alışmaya başlıyordu.
''Size de.'' Sonrasında arkasına dönerek marketten çıkıp gitti. O çıkar çıkmaz da saat tam gece yarısı olmuştu. Dağhan üstündeki market yeleğini çıkararak askıya astı, üzerine beyaz şişme montunu geçirdi ve kapüşonunun başına çekerek önünü ilikledi. Marketler 7/24 açık olduğundan dolayı ışıkları söndürmek ile, kapıyı kilitlemek vesaire işlerle uğraşmıyordu. Telefonunu montunun cebine sıkıştırarak otomatik kapıdan çıkmış, çıktığı gibi soğuk hava yüzüne çarpmıştı. İyiki önümü ilikledim diye düşündü. Aslında Ankara'da yaşadığından dolayı soğuğa alışıktı, lâkin Seul'un soğuğu Ankara'yı fazlasıyla solluyordu. Evi fazla uzakta sayılmazdı, yaklaşık 30 dakika kadar yürümesi gerekiyordu.
O marketten yavaş yavaş uzaklaşırken, Lee Donghyuck'un gizlendiği duvarın köşesinden kendisini izlediğinden haberi yoktu.