O cumartesi gecesi yağmurun tiz gürültüsü odamın penceresinde tok tıklamalar bırakıyordu. Kehlani'nin tatlı dili bir saatten uzun bir süredir aynı dizeleri anlatırken yatağımda yüz üstü uzanmış, bir süredir merak sardığım online bir kitabı okuyordum. Annem birkaç saat önce uyumuştu, evde salondaki lambader dışında hiçbir ışık açık değildi.
Hayatımın hiçbir anında savunmasız olduğumu düşünmemiştim. Kendimi ve eğer varsa etrafımdaki korunmaya ihtiyaç duyan insanları koruyabileceğimi biliyordum. Zayıf biri değildim ve fiziksel yeterliliğimi nasıl kullanacağımı profesyonellerden öğrenmemin sonucunda kazandığım birkaç sertifikam bile vardı. Aile evimdeki yardımcıların onları müştemilattaki eski eşya ve evrak odasında toz altında bıraktıklarından emin olsam da öğrendiklerim hala benimleydi.
Fakat bugün kafamın içinde bir taraf, tuhaf bir kırılganlığa kapılmıştı. Buraya geldiğimden beri bin türlü saçmalıkla uğraşmış olsam bile metanetimi tamamen elimden bırakmamış ve panik halindeyken en doğru kararları vermeye çabalamıştım ancak hava kararmaya başlayıp, saat gece yarısına doğru ilerlerken evin içine çöken sessizlik beni rahatsız etmeye başlamıştı. Bir anksiyete krizinin, panik atak geçirmenin kıyısındaymış gibi hissediyordum. Böyle hissetmeme sebep olacak hiçbir şey yaşanmamıştı ama illaki bir sebebi olmalıydı. Şimdiye kadar yaşadıklarıma olay yerinde tepkiler verdiğim için duygularımı bastırmam sebebiyle gizlenip, şimdilerde gün yüzüne şıkacak bir ah, hadi ağlayalım anına ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Tuhaftı. Rahatsız edici ve nemli bir sıcaklık tüm vücuduma yayılmış, çaprazlayarak birini diğerinin üzerine yerleştirdiğim ayak bileklerimi mide bulandırıcı bir yapışkanlıkla sınamıştı.
Bir şeyler yanlıştı. Ve ben ne olduğunu çözemiyordum.
Doğrulup telefonumun ekranını kilitlediğimde, gözlerim odamın karanlığına alışana dek hareketsizce bekledim. Annem tüm gün içinden çıkmadığı mutfağa yalnızca bir defa girdiğimde benimle muhabbet başlatmaya çalıştığı için gün içinde mideme yalnızca yarım litre kadar su ve odamın çekmecesinde bulduğum paketten yediğim birkaç parça kraker girmişti.
Zihnimdeki örümceklenmenin boş midemin intikamı olduğunu umarak ayaklarımı yataktan sarkıtıp, yere bastım. Bedenimin altında ezilmiş yatak örtümün el değmemiş kısımlarındaki soğukluk, ince bir ürpertiyle sarılmama sebep olmuştu. Açık bıraktığım pencereye bakarken odamdan çıktım.
Ada tezgahın üzerinde elinin ölçüsünün olmadığını belli edecek kadar çok lazanyayla dolu devasa bir tabak, tanımlayamayacağım kadar karmaşık bir salata ve elle sıkıldığı belli olurcasına tanecikli bir limonata sürahisi duruyordu. Su ısıtıcının gürültüsü anneme ulaşmasın diye mutfağın kapısını kapattıktan sonra onun yaptığı hiçbir şeye dokunmadan hazır erişte kutularıyla dolu çekmeceme yürüdüm. Midem iştahlı bir serzenişle gurulduyordu.
Ancak ben henüz metal kulpa elimi bile süremeden midemden daha gürültülü bir ses, evimin içinde yankılandı. Boğuk köpek havlaması arka bahçemden geliyordu ve uykusu oldukça hafif olan annemin uyanması an meselesiydi. Neden yemeklerini yemediğim konusunda darlanmak istemediğimden az önce kapattığım kapıyı tekrar açtım ve havlama şiddetlendi. Tüm koridor çığlık atarcasına verandamda tepinen hayvanın sesiyle dolmuşken aceleci adımlarım annemin hiç beklemediğim bir anda kaldığı odanın kapısını açarak bedeninin yarısını dışarı uzatmasıyla sekteye uğramıştı.
"Bu gürültü de ne?" diye sordu uykulu bakışlarıyla. Sesi kupkuruydu. Merhametim ona karşı körelmeye yüz tutmuş olsa bile ona bir bardak su götürmek isteyeceğim kadar kuruydu.
"Ben halledeceğim." dedim. "Yatağına dön."
İtiraz etmedi. Zaten öyle bir niyeti olsa bile bunu gerçekleştirebilecek kadar ayık sayılmazdı. O kapısını kapattığı sırada arka kapıya ulaşmış, kilidi çevirerek açmıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bird's prey : kookmin
Fanfictionpark jimin doğup büyüdüğü ülkeye geri döndüğünde bir macera arayışında değildi. fakat jeon jungkook'un onun hakkında farklı planları vardı.
