Theo'ya arka bahçemdeki manyaktan bahsetmedim. Konumuz herifin birinin köpeğini bahçeme işetmesi ya da kuduz olduğunu ima etmesi değildi.
Theodore James Chamberlain ciddi anlamda evrim geçirmişti.
Yaş aldıkça oturan yüzü, lisedeki halinin aksine kemikliydi. Gür kirpiklerinin ardındaki yeşil irisleri ve sol gözünün hemen altındaki ben olmasa tanıyamayacağım kadar değişmiş, kumaş bir pantolonun sardığı bacaklarından ince belini çevreleyen kemere kadar bir centilmen görünüşü kazanmıştı. Siyah kazağının içine siyah gömlek giyişinden bahsetmiyorum bile. Siyah, uzun birkaç saç teli alnına dökülüyordu. Siyah, siyah ve yine siyah. Yine de, yeşil gözlerindeki ışıltıları saklayamayacaktı.
Kahve fincanını saran dudaklarıma diktiği gözlerini utanmazca gözlerime çıkardığında gerilen dudakları pasif bir gülüşün hakimi oldu. Yutmak üzere olduğum yudumdan daha sıcaktı. Tenim karıncalanıyordu.
"Üzgünüm," dedi ifadesini bozmadan. "Öyle büyüleyici görünüyorsun ki."
Günün sonunda onunla boğulmak yerine boğazımı yakıp geçen kahveyle boğulmak üzereydim ve sorumluluk tamamen ona aitti. Seçimini akıllıca yapmalıydı.
"Yanılmıyorsam okulumuzun en homofobik gerçeği sendin. Bir erkeğe boyle iltifat ettiğini görmek şaşırtıcı." dedim kaşlarımı kaldırarak. Avucuyla ağzını gölgeledi.
"Sana karşı hep böyleydim."
Ona bu konuda kin duyuyor olmam bir yana, duygularımızın karşılıklı olduğu gerçeğini saklamak gibi bir niyetim yoktu. Fakat uzunca bir süre, gecenin sonunda sabahında yalnız uyanmayacağımı bildiğim biriyle olmak gibi bir planım da yoktu.
İşi pişirip sonra ona sırtımı dönebileceğim biri değildi. Ne yazık ki.
"Bana da düzelebilirsin demiştin." dedim kısıkça. Bastıramadığım gülüşüm dudaklarımı germişti. "Bana kız arkadaş ayarlamaya bile çalıştın."
"O zamanlar kafam basmıyordu."
En azından çok da zeki olmadığını kabul ediyordu. Lisedeyken birçok günahsız öğrencinin kabusuydu ve bununla hala gurur duyuyordu.
"Hiç değişmemişsin." dedim fincanıma uzanırken. "Fiziksel değişimin göz kamaştırıcı olsa bile."
"Büyüdüm, Jimin." dedi sinsi bir gülüşün sardığı dudak kıvrımları hemen sonra kendi fincanına yaslanırken. "Ateşimi harladım."
Harika. Tebrik de etmeli miydim?
Flirtiz tavrına rağmen ona onu arkadaşımdan daha fazlası olarak görmebin mümkün olmadığını ve en nihayetinde yatağıma giremeyeceğini ima ettiğimde suratındaki hezimetin tarifi yoktu. Konu erkeklere ilgi duymuyor oluşu bile değildi. Bu işlere biraz da ahlaki açıdan bakıyor oluşumdu. Böyle zorba, kaba olduğunu bildiğim biriyle değil bir münasebete girmek, kendimi yanında o kadar çok kasmıştım ki midem ağrımıştı.
Theo'nun temas bağımlısı oluşu beni germemişti. Dokunuşlarını veya yakınlığını itmemiştim çünkü gerçek anlamda eğlendiğimi hissederek Melbourne'u karış karış gezmiştik. Üstelik bunu ayık kafayla yapmış ve damarlarım saf heyecanla kaynarken kendimi frenlemeyi bir saniye bile düşünmemiştim. Eve döndüğümde saat gece yarısını biraz geçmişti.
"Kabul etmem gerek, arkadaşımı özlemişim."
"Özlem giderebiliriz."
Mide bulantısı imasıyla dil çıkardığımda utanmazca yüzüme eğildi ve dilime uzandı. Yaptığının saçmalığıyla ondan uzaklaştım ama yanaklarım gerilmiş, gülerken sırtımı evimin çelik kapısına yaslamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bird's prey : kookmin
Fanfiction- düzenleniyor. park jimin doğup büyüdüğü ülkeye geri döndüğünde bir macera arayışında değildi. fakat jeon jungkook'un onun hakkında farklı planları vardı.
