Jungkook Daren Jeon, adı buydu. Ben onu kendi evinin bahçesinde, verandasındaki cılız ışığın hemen altında ikinci defa öpmeden biraz önce söylemişti. Bu defa ayık olduğumun, onu kendi isteğimle öptüğümün farkında olduğundan elleri anında belimi sarmış ve üzerime doğru eğilmişti. Başını hafifçe yana eğip, diliyle ağzımın içini keşfettiği sırada ellerinden biri omurgam boyunca yükselerek enseme çıktı, saçlarımın arasına girdi.
Deniyordum. Onu öpecek, ona yakın davranacak ve takipçim gerçekten oysa bunu kanıtlayacaktım. En başında niyetim buydu. Ilımlı yaklaşacak, ona özgüvensiz bir tarafımı gösterecek ve samimi olduğumu düşünmesini sağlayacaktım.
Nitekim öyle de oldu.
Ama onu nefessiz kalana kadar öpmek, yeterli değildi. Ne onun, ne de benim için durmak diye bir kavram yokmuş gibiydi. İki eli de yanaklarıma çıkıp, dudaklarımızı bir kez daha birleştirdiğinde beline tutunmuştum. Bacaklarım uyuşuyordu. Kendi kendime oynadığım bir oyunda bir piyona yeniliyordum ve bu biraz utanç vericiydi.
Bana karşılık vermiyordu, beni ona yetişemeyeceğim bir ritme uyarak yavaşça yiyordu ve halimden memnun olmadığımı söyleyemezdim.
Yalnız kalıp, düşünme fırsatı yakaladığımda komşuma karşı bir şeyler hissettiğimi kendime itiraf etmiştim ama onun tam olarak ne düşüncede olduğundan bir haber olmamın yanında bir takipçi sorunum da vardı.
Kendi kendime düşünerek zihninin içine giremeyeceğimden, uzunca düşünmüş ve kendimce bir plan yaparak kapısına dayanmıştım ama evde değildi ve inanın bu o an için dünya üzerindeki en sinir bozucu şeydi.
Komşumun benimle yalnızca takılmak istemediğinin farkındaydım ama takipçimin de şakası yoktu. Bazen ikisi de seksten başka hiçbir şey düşünmediğini düşünebileceğim cümleler kuruyordu. Ben ilişki insanı olmayabilirdim ama biriyle fuckbuddy olmak da seçeneklerim arasında değildi.
Komşumla ya tek bir geceyi gün edene kadar sevişir ve ertesi gün birbirimizi hiç tanımıyormuş gibi davranırdık, ya da ben kıçımı sıkıp kendime bir ilişkiyi sindirebilmek için zaman verirdim. İki durumda da onunla bir şey olmak istiyordum.
Belirsizlik beni buraya yerleştiğimden beri hissettiğim her şeyden daha fazla yormuştu.
Ben görünüşünden bir hayli etkilendiğim komşumun bir takipçi olabileceği düşüncesine ihtimal bile vermemiştim. Ona yakıştıramamış, her zaman ikinci bir kişinin varlığına inanarak rahatsız olmuştum ama bana o rahatsızlığı hissettiren aslında en başından beri içten içe şüphe ediyor oluşumdu.
Ahlaki değerler açısından düşünürsem içinden çıkamayacağım bir durumdu. Stockholm Sendromu diyemezdim ama en az onun kadar siktiriboktan bir bozukluğum olduğu kesindi.
Kimse ayık kafayla takipçisinden hoşlanmazdı. Hoşlanmamalıydı. Hoşlandığım kişi komşum da olsa onun takipçim olabileceği şüphesi beni rahatsız etmiyordu. Doğru değildi ama yaptığım hiçbir yanlış, başımı soktuğum hiçbir bela bu kadar güzel görünmemişti gözüme. Güzelleme yapmıyor, yaptığı şeyi normalleştirmiyordum ve normal olmadığımı, en az onun kadar hasta bir zihne sahip olduğumu kabul ediyordum.
Ama bu beni endişelendirmiyordu.
Özellikle de ağzımın içinde, tam dilimin üzerinde bir lav topu eriyormuş gibi hissederken sikimde bile değildi.
Islak bir sesle, yavaşça ayrılan dudaklarımız, bir damla oksijen için çırpınan ciğerlerim ve şimdi yeniden belimin iki yanını bulmuş elleriyle birleşince dağılmış gibi hissediyordum. Alnımı alnına yaslayıp, ensesindeki saçları hafifçe kavrarken gözlerim hala kapalıydı. Dudaklarımı bir kez daha, bu defa yumuşakça öptüğünde yutkundum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
bird's prey : kookmin
Fanfiction- düzenleniyor. park jimin doğup büyüdüğü ülkeye geri döndüğünde bir macera arayışında değildi. fakat jeon jungkook'un onun hakkında farklı planları vardı.
