"aşk, yaşamaktır."
"aşk, şu evdeki anılarımızdır."
sonunda kırılan kanepe yüzünden zor bela almaya ikna ettiği yer yatağının üzerinde uzanmış tavanı izlerken düşünüyorduk. en sevdiğim zamanlarımızdan biri de buydu. yalnızlığa alışkın ve çekip gidilmeye alışık bir ruh kendi başına her zaman bir vakit geçirmek isterdi. jungkook'suz vakitlerim olmasın diye bağıran benimle bu yanım çeliştiği için kendimize böyle alanlar yaratıyorduk. saatlerce susuyor, bazen düşünüyor arada da oyun oynuyorduk. arada beni çizmek istiyordu, başta kendime olan bakışım değişmediği için istemesem de ben düşüncelerimle boğuşmuş hayvanlarımla sohbet ederken o saatlerce nereden bulduğunu bilmediğim tuvallere beni işliyordu.
"aşk, sensindir."
"aşk, bizizdir."
bana döndüğünü hissettiğimde aşina olduğum gözlerine baktım. ellerini yavaşça eline kenetleyip okşadı bir süre.
"aşk, var mı sence?"
"bilmiyorum."
yüzü biraz bozulurken kafasını omzuma gömdü ve sıcak nefesini üfledi. başta sevemesem de zamanla sıcak nefesine bağımlı hale gelmişti bedenim.
"ütopik ya da çok sıradan bir kelime haline geldiğini biliyorum."
"aramızdaki şey sevgi, jungkook. bağlılık, vefa, saygı.."
"bunu seviyorum."
dudaklarıma uzandığında uzunca öpüştük. dudakları reçel gibi geliyordu. aşırı tatlı bir şeydi. belki başkaları dudaklarını anlatmak için bal kelimesini kullanmayı daha çok tercih ederlerdi ama ben o kelimeyle bozuşuktum. jungkook da sevmezdi. nedenini sormadım ama sonradan öğrendim her şeyi, bal diye dakikalarca zehir içtirdiklerini.. güzeldi, jungkook. bu dünyaya çok fazlaydı.
"seni seviyorum."
"çok mu?"
"ölçebilir misin?"
hevesle üzerime oturduğunda kalbime elini yerleştirdi.
"biliyor musun, insanlar hep kalbi direkt solda zannederler?"
yavaşça göğsüme doğru eğilip kulağını göğsümün ortasına dayadı.
"oysa tam burdadır sadece biraz daha sola yatık."
dudaklarını çıplak göğsümde gezdirirken biraz daha göğsümün üzerinde kaldı.
"ölçtüm."
"ne çıktı?"
"çokmuş."
dedim ya reçel gibiydi dudakları diye, yanılmışım. tamamen reçelmiş jungkook. vişne reçeli. ekşi bir şeyi bile tatlı yapabilen insanoğlu gibi o da tatlı bir şey oluyordu sevildikçe. bir gün türkçe bir plak getirdi eve ve yüz dile tamamladık plak koleksiyonumuzu. pikaba yavaşça koyduğumda gelen ses ile donakaldım. bambaşka bir diyara sürüklüyordu beni. adamın sesi yumuşaktı, ruha dokunuyordu. türkler acıyı, aşkı iyi işliyor diye düşündüm. etkilendiğimi görünce hızla elindeki kahveleri masaya koyup koltukta yanıma sokuldu.
"zeki müren."
"dinlediğim en güzel plaklardan biriydi."
"zamanında bir subaya aşık olmuş biliyor musun?"
"tanıdık bize desene."
"subay onu terk etmek zorunda kaldığında bütün şarkılarını onu düşünerek yazıp söylemeye devam etmiş, hissi bu kadar derin bu yüzden geçirebiliyor sanırım."
