altı

691 89 6
                                    

iyi okumalar 🐢

-

jeonggukla lise hayatımın ilk senesinde, müzik kulübünde tanışmıştık.

o zamanlar kulüp dersleri boş geçerdi. müzik öğretmenimiz bayan choi, bizi serbest bırakıp istediğimiz herhangi bir şeyle ilgilenmemizi söylerdi. (bu yüzden oldukça ilgili olduğum müzik konusunda sevgili kulübümüzden pek bir şeyler kapamamıştım fakat konumuz bu değil.)

okulun ilk haftalarında serbest kaldığımız kulüp derslerinde kitap okurdum. oradaki tek dokuzuncu sınıf bendim. diğer herkes üst sınıflardandı ve çoktan sahip oldukları arkadaşları vardı. bu yüzden kulüpte jeonggukla tanışana kadar arkadaşım yoktu.

onunla yine kitap okuduğum bir derste tanışmıştık. çok net hatırlıyorum, nefesimi kesecek kadar heyecanlı olan sayfalardaydım. birkaç kişinin fısıldaşması dışında sınıfta ses yoktu. dış dünyayla tamamen bağlantımı kestiğim ve sayfayı değiştireceğim sırada sınıfın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. öyle ani ve sesliydi ki yerimde sıçramış kalbim korkudan teklemişti. içeri giren tahmin edeceğiniz üzere jeongguk'tu. soluk soluğa kalmış dili damağına yapışmış gibi ağzı aralanmıştı. hızlıca içeri girdi, bayan choi'den özür diledi ve izin dahi istemeden yanıma oturup konuştu.

"günaydın,"

o andan sonrasını ise hayal meyal hatırlıyorum. sanırım sinirlenmiştim ancak bunun pek bir önemi yok. sonuç olarak tanışmıştık ve yıllar sonra tekrar görüşecektik işte.

sabah kahvaltımı ettiğim sırada jeongguk beni aramıştı. aklındaki plandan bahsetmişti. buluşma hakkında tartışıp orta noktaya varınca da işe gitmiştim. sıkıcı bir iş gününü sonlandırdığımda ise hemen eve gidip hazırlanmıştım. aşırı bir özen söz konusu değildi ancak normal de sayılmazdım. şu anda ise yaklaşık otuz dakikadır onu bekliyordum. ekilme ihtimalim var mıydı? elbette, ihtimaller her zaman vardır zaten. ancak daima pozitif düşünmek önemliydi. bence yani. bu yüzden otuz dakikadır büyük bir sabırla jeongguk'u bekliyordum.

tam söverek telefonumu cebimden çıkarırken (anısı olduğundan bir süre çanta taşımayacağım için cebimde olan telefonumu yani) içeriye nefes nefese kalan jeongguk girdi. ilk günü anımsayınca gülümsedim. oturduğum yerden kalkıp bana yaklaşmasını izledim.

"taehyung, çok üzgünüm. tam motoru park ettim geliyordum köpek kovalamaya başladı, bir türlü bırakmadı da peşimi," bir yandan yanıma gelirken bir yandan da konuşmaya çalışıyordu. gülümsemem genişledi. jeongguk tam karşımda durdu ve elinde taşıdığı kaskını masaya bıraktı.

selamlaşmak adına elimi uzattığım sırada şaşkınca elime baktı. hemen ardından ise elimi tuttuğu gibi (ki elimi tuttuğunda şiddetli bir elektrik çarpmış hissi yaşamıştım) kendine çekince şaşırma sırası bana geçmişti. hızlıca toparlayıp sarılışına karşılık verdim.

"hadi ama, taehyung, sadece el mi sıkışacaktık?.."

sözlerini bitirirken sarılmamız da sona eriyordu. ondan uzaklaşırken, elektrik çarpmış gibi hissettiğimden gözlerim sağ avuç içimi buldu. ardından da jeongguk'u. o da dehşetle eline, yani yer yer beyaz yaprakları olan, geneline ise yeşil renginin hakim olduğu çiçeklere bakıyordu.

pekâlâ, bu beklenmedikti. fazlasıyla beklenmedikti hem de.

gözlerim tekrar avuç içimi buldu. kulağımda kalbimin gümbürtüsüyle bir müddet çiçekleri inceledim. ardından gözlerim tekrar jeongguk'u buldu. hâlâ aynı durumda eline bakıyordu.

young love :: taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin