İşte benim favori mektuplarımdan biri. Diğerlerinden birazcık farklı olarak hem komediyi, hem romantizmi, hem dramı olabilecek en yüksek seviyelerde barındıran bir mektup bu. Gökmen bu kez ergenlik çağlarına iniyor, finalini ağzım açık okuduğum bir hikayesini anlatıyor. Aslına bakarsanız satır aralarında bolca dram bulabileceğiniz bir mektup bu ama ben okurken çok eğlendim.
Birkaç tane dipnotum da var bu mektupla ilgili. Bilhassa bu mektup, çeviri konusunda bazı sıkıntılar çektiğim bir mektup oldu. Gökmen bu mektupta bir iki yerde Rusça deyimler kullanılıyor. Fakat bu deyimleri, dilimizdeki yerleşik deyimlerle karşılamak istediğimde ya anlamca iyi uyuşan bir deyim bulamadım ya da üslupça benzeşmeyen deyimleri kullanmak zorunda kalacağımı fark ettim. En sonunda her ikisini de yapmamaya karar verdim. Bu Rusça deyimleri, basit ve yalın olarak çevirmekle yetindim. Bu yüzden bu deyimler, yazı içerisinde bir deyimmiş gibi bile durmuyorlar. Bunların içerisinde yalnızca bir tanesini, dilimizdeki bir deyimle karşılayabildim. O da, 'Kafam allak bullak oldu' anlamına gelen 'Ум за разум зашел (Um za razum zaşöl)' deyimiydi.
Bir de mektup içerisinde, 'servis kızı' terimiyle karşılaşacaksınız. Bu, dilimizde pek kullanılan bir söyleyiş değil. Ama Rusça'da bu terim kullanılıyor. Bazı yerlerde daha cinsellik içeren bir anlamı olmasına rağmen bazı yerlerde de 'bayan garson'dan daha farklı bir anlama gelmeyecek şekilde kullanılıyor. Bu yazı içerisinde de 'servis kızı' terimi, bayan garson anlamında kullanılmıştır. Fakat bunu yine de 'bayan garson' olarak çevirmememin nedeni 'servis kızı' şeklinde çevrildiğinde daha hoş duruyor olması ve burada garsonun bir bayan olduğunu vurgulamamızın gerekmesiydi.Son bir dipnot daha; Melih Amca'nın ismini belleğinizde özenle saklayın. Çünkü kendisi hem direk, hem de dolaylı olarak ileride gelişecek olaylarda önemli bir rol oynayacak.
Çok hoş bir mektup. Hepinize keyifli okumalar!***Merhaba Fulya! Ve de günaydın! Aslında bu mektubu günün hangi saatinde eline alır da okursun bilmiyorum. Ama ben burada muhteşem bir sabah vakti yaşıyorum ve bunu seninle paylaşayım dedim. Kız Kulesi'ndeyim! Evet, biliyorum, dün de buradaydım. Dünkü mektubu da burada yazmıştım. Ama işte, doyamadım sanırım! Üstelik dün, saat üçte buradaydım, karnım toktu ve burası o kadar kalabalıktı ki boş bir masa bulabilmek için en azından on beş dakika beklemiştim.
Şimdi ise saat sabahın onu, bence İstanbul'un en latif iki zamanından biri (diğeri de alacakaranlık zamanı), karnım aç ve kulenin etrafında uçuşan martıların sayısı, kulenin içindeki insanların sayısından çok daha fazla.
Bir de tabi, İstanbul Boğazı'nın tam ortasında kahvaltı yapmak, dört bir tarafın denizle çevriliyken füme balık yemek gerçek bir ayrıcalık. Yine de, ben bu satırları yazdığım sırada, senin muhtemelen Sinem ile baş başa yapmakta olduğun kahvaltıya katılmak beni çok daha mutlu ederdi. Olsun!
Hem dün, hem de bugün burada olmak benim için çok fazla şey ifade ediyor. Çünkü yakın zamana kadar Kız Kulesi, benim kara listemde olan, nefret ettiğim ve aslında korktuğum bir yerdi. Hayır, daha önce hiç gelmemiştim. Böyle harikulade bir yer olduğunu bilmiyordum, ama bilseydim de gelmezdim. Çünkü Kız Kulesi, İstanbul'un mavi gerdanındaki o inci kolye, benim için en büyük ergenlik sancımı, dostluk denen şeye duyduğum bütün inancımı yitirmemi ve insanların biraz eğlenmek uğruna ne denli zalimleşebileceklerini simgeleyen bir nişandan, en derin korkularımın yöneldiği bir Barad-dur'dan farklı bir şey değildi.
Kız Kulesi'nin varlığıyla on beş yaşımdayken, liseye başladığım sene tanışmıştım. Babam Beşiktaş'ta, Serencebey Yokuşu'nda oturuyordu. Her ay birkaç günlüğüne yanına gider, o, karısı ve iki çocuğuyla beraber vakit geçirirdim. Babam, annem gibi değildi pek. Düzenli bir hayatı vardı. Karısı ve çocuklarıyla beraber olabildiğince mutluydular. Babamla da pek fazla sevişmezdik ama onun, ailesiyle beraber sürdürdüğü hayatı hep kıskanmışımdır. Yine de hakkını yememeliyim babamın; Eyüp'teki sevgisiz çevremden ve belki de bir sokak serserisi olmaktan kurtulabildiysem bundaki en büyük pay onundur. Yine de onunla ilgili anılarım bir başka mektuba kalsın. Ben sana Kız Kulesi ile yaşadığım ilk ve hayal kırıklıkları ile dolu münasebetimi anlatıyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk'ın Tercümesi
General FictionHayatı yanlış anlamış bir adamın hikayesi bu aslında... Yine de öğrenmek ve yeniden büyümek, üstelik bunu kaybedilmiş bir mutluluğun izinde gerçekleştirmek neresinden bakılırsa bakılsın cesaret işidir. Gökmen bize şunu anlatıyor: İnsan yaşlandıkça...