Tüm var gücümle durağın içimde metrobüse yetişmek için topuklu ayakkabılarımla koşuyordum. Dün tüm gecemi Jujutsu Kaisen'i sil baştan izleyeyip, Gojo'nun olduğu sahnelere salyamı akıtarak geçirmiştim. Bu yüzden tabi ki de alarmı duymamış ve kahvaltı dahi etmeden fırlamıştım. Gojo neden bu kadar harika olmak zorundasın?!
İş yerime giden metrobüsün kalkmak üzere olduğunu gördüm. Daha da hızlı koşmaya başladım. Çünkü eğer bunu kaçırırsam bir sonraki yarım saat sonra gelecekti, buda demek oluyor ki iş yerine geç kalıp, azar işitecektim. Buna izin veremem! O şişko domuzun bana laf etmesine Gojo üzerine yemin ederim ki, izin veremem!?
"GAAAAHHHH!!!" Metrobüsün kapıları kapanmadan, sıkış pıkış olan içeriye kendimi attım. Nefes nefese dizlerime doğru eğildim. Başarmıştım. Metrobüsü kaçırmamıştım.
Bir yere tutunarak kendimi rahat ettirdim. Ardından çantamdan telefonumu çıkardım ve diğer herkes gibi sosyal medyada gezinmeye başladım. Yaklaşık 15 dakika sonra iş yerime varacaktık. Buda demek oluyordu ki; biricik kıymetlimle alakalı dahada fazla şeye bakabilirdim.
Yaklaşık 3 dakika sonra, çokta uzağımda durmayan bir genç kızın omuzlarının titrediğini gördüm. Giydiği okul uniformasına bakılırsa liseliydi. Omuzları titrerken, elindeki telefonu sıkıca kavrıyordu. Ardından yere doğru damlayan gözyaşlarını farkettim. Birşeyden mi korkuyor...? Yada... birinden mi?
Ve o anda onu farkettim.
Kızın eteğinin altında olan ve iç çamaşırını çeken telefonu. Telefonu tutan el, hemen arkasında olan orta yaşlı çirkin bir adamdı. Yüzünde yaptığı pislikten hiç pişman olmadığını gösteren bir gülümseme vardı. İğrenç oruspu çocuğu.