36

929 74 27
                                        

Sonbaharın ortalarındaydık.

Havalar her geçen gün daha da bir kasvetleniyor, ağaçlar yavaş yavaş yapraklarına veda ediyordu. En son gökyüzünü ne zaman canlı bir mavi olarak gördüğümü bile anımsayamazken bunun benim için bir sorun olmadığını biliyordum aslında, kendimi bildim bileli bu havaları hep daha çok sevmiştim. Genel olarak güneş ışığından rahatsız olan biriydim işte, evdeyken bile sürekli tüm perdeleri kapatır evi olabildiğince karanlık bir hâle getirmeye çalışırdım.

Yazı da sevmezdim. Terlemeyi, her gün -hatta bazenleri günde iki üç defa- duş almaktan nefret ederdim. Sıcaktan dolayı bozulan uyku düzenim ve asla rahat bırakmayan sivrisinekler bile başlı başına yazdan nefret etmem yeterli nedenlerdi. Bu yüzden sonbaharı da, sebep olduklarını da seviyordum. Bu havalarda yazın olduğumdan daha da enerjik ve mutluydum.

Kapıdan girer girmez koltukta pineklediğini gördüğüm sevgilimse benim aksime tüm bunları hiç mi hiç sevmezdi. O benim mırın kırın edeceğim kadar büyük bir yaz aşığıydı. Sıcak havalara, bulutsuz güneşli günlere bayılırdı ve ne zaman öyle bir güne gözlerimizi aralasak ben kendimi onun yavru köpek bakışlarına dayanamayıp -sevmediğim halde- onunla beraber dışarıda geziyor olarak bulurdum.  Sıcak havada dışarıya çıkmak bir hayli sinirime dokunsa da onun bir güzel gülümsemesi bana tüm huzursuzluğumu unutturuverir, bir anda saatlerce yaz güneşinin altında gezmeye yetecek kadar enerjiye sahip oluverirdim

Kapıyı arkamdan kapatıp anahtarlığımı hemen yandaki minik anahtarlığa, sevgilimin anahtarının yanına astıktan sonra deri ceketimi de çıkartıp portmantoya gelişigüzel attım. Kalın botlarımı da kalçamı duvara yaslayarak zar zor çıkarttıktan sonra kenarda duran Taehyung'un neredeyse her gün giydiği klasik kahve ayakkabılarının yanına bıraktım.

Bugün yalnızca iki dersim olduğundan diğer günlere oranla daha az yorulmuştum. Gece baş ağrısından dolayı düzgün uyuyamamam son derste beni mayıştırmış, on ya da on beş dakika boyunca kafamı sıraya gömüp uyumama neden olmuştu ve yemin ederim ki on saat uyusam bile bu kadar verimli bir uyku çekemeyeceğimden emindim. Cam kenarında oturduğumdan dolayı çiseleyen yağmurun camdaki tıkırtısından mıdır yoksa oldukça uzağımda kalan hocanın konuşmasının bana bir mırıltı olarak geri dönüşünden mi bilmiyorum ama yeniden doğmuş gibi iyi hissediyordum şu anda.

Salona girdiğimde Taehyungu televizyonun karşısındaki koltukta boylu boyunca uzanırken bulmuştum. Kumandayı kavradığı eli koltuktan aşağı doğru sarkmıştı. Diğer elini ise kolunu kırarak alnına yaslamış, televizyona dönük yatıyordu. Bir bacağı da aynı kolu gibi koltuktan sarkmış vaziyetteydi. Sanırım uyumuştu çünkü genelde ben geldiğimde hemen ayaklanır ve ben daha kapıyı kapatamadan dibimde biterek beni kollarının arasına alırdı. Bu yüzden uyuyup uyumadığından emin olmak için sessizce ona doğru yaklaşarak kafamı uzatmıştım ki gözlerim gözlerine değiverdi.

Alnındaki eli yüzünden gölgelenmiş kısık gözleri beni görür görmez irice açılmış, bedeni takip edemediğim bir hızda doğrulmuştu.

"Jeongguk? Ne ara geldin, hiç duymamışım."

"Yeni geldim aşkım." diyerek uyumamış olmasının verdiği sevinçle koltuğun kenarından hızlıca dolaşıp karşısına dikildim. Bir eli anında belime doğru uzanırken benimkiler de onun geniş omuzlarını kavramış, dengemi sağladıktan sonra bacaklarımı iki yanına atarak kucağına yerleşmiştim. Her ne kadar onu uyanık bulsam da uyku mahmurluğunun esiri olduğu her halinden belliydi. Bir bebek gibi kafasını onun sıcak teninin aksine soğuk olan boynuma sokmuş, mırıltılar eşliğinde birkaç öpücük bırakmıştı.

Dudaklarım keyifle kıvrıldı. Ellerimi saçlarından geçirerek kendime biraz daha çekerken bir yandan da tutamlarını hafifçe okşuyordum. Hoşuna gittiği yükselen mırıltılarından ve verdiği öpücüklerin sayısının artmasından belliydi. Hatta böyle geçen birkaç dakikanın ardından belimde dinlenen ellerinden biri pantolonuma sıkıştırdığım kazağı çıkartıp altından sızarak tenimle buluşmuştu.

over nowHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin