En başta varlık ve yokluk vardı.
Varlık ve yokluğun soluksuzca birbirini takibinden Kaos ve Düzen oluştu. Kaos ve Düzen ise bir araya gelince her şey yerli yerine oturdu, on iki kavram hayat buldu. Ancak bu kavramlar ataları gibi gel gitliydi. İyi ve kötü, her zaman onların içindeydi. Kimi zaman insanlarına yardım ederler, kimi zaman gazaplarında yakarlardı.
Neredeyse insanların varlığıyla birlikte oluşan bu tanrılar unutulmamak için yarattıkları insanların aralarına karıştılar. İnsanlarıyla evlenmekten çekinmediler. Yarı tanrı sayılabilecek çocukları da atalarının gel gitli doğasını aldı, kimisi iyi yanına kimisi kötü yanına boyun eğdi. Onca savaşın arkasında kaderi baştan çizilmiş bu yarı tanrı çocuklarının olması sizce bir tesadüf müdür? Ya da en büyük mucitlerin, sanatkarların hep bu kanı taşıması? İşte bu yarı tanrılar, en az tanrı ataları kadar değişken olduklarından dünya üzerindeki iyinin ve kötünün çatışmasının ana kahramanlarıydılar.
Ankara'nın göbeğinde yaşayan dört genç hayatlarının bu kadar değişmesine asla hazır olamazdı. LYS, üniversite gibi dünyevi işlerle yeterince boğulan bu gençlerin kaderinde Ankara'yı kurtarmak olduğunu kim bilebilirdi.
Melek, ODTÜ'nün güzel bir mühendislik bölümünde ilk senesine başlarken ondan bir yaş büyük komşu çocuğu Teoman da Bilkent Hukuk bölümünde okula atılacaktır. Onlardan küçük Selim ise LYS ve YGS gibi sınavlarla uğraşmaktadır. Bir de Bilkentli Bahar vardır ki henüz bu gençlerle yolu tam kesişmemiştir bile. İşte bu dört genç, dört mevsim gibi farklı ana babalardan aldıkları eşsiz güçlerle Ankara'yı koca bir beladan kurtaracaktır.
Kaderleri belli bu gençleri sizce neler bekliyor olabilir?
