Kaçak

178 9 7
                                    

Önceden yükleyip bi' nedenden dolayı silmiştim. Şimdi tekrar yükledim, diğer bölümler hazır, beğenilirse gelecek.

İyi okumalar :)

Uyanır uyanmaz kendimi balkona atıyor, hayran olduğum şu manzaraya, denize bakarken rahatlamış ve ayılmış gibi hissediyordum. Her sabah güneşle birlikte içime bir ışık doğuyordu bu güzel yerde. Ölene kadar burda yaşasam, ölene kadar, tam anlamıyla yaşamış olurdum.

Bugün evde tektim. Herkesin bir işi, mazereti vardı, akşama doğru dönerler diye tahmin ediyordum. Erkenden kalkıp çay demlemiştim kendime. Kocaman bir kupayla üst kattaki balkona çıktım. Hava güzeldi. Sabahın sekizinde uyanmak burda normaldi. Horozların ve kuşların sesi, gayet güzel melodili bir alarmdı benim için.

Telefonumdan güzel bir şarkı açtım. Hüzünlüydüm. Saksıdaki beyaz orkideler hüznüme ortak oluyordu. Yeni bir hayata adım atacaktım aslında, lise hayatım bitmişti. Tüm anıları geride bırakmıştım, bırakmıştık. Birbirimizi de öyle. İnsanın kalbine, her adımda bıçak saplanması gibi bu ayrılık. Göğüs kafesinin içinde ağrılar hissediyorsun. Hiç bilmediğin. Hayat sanki ince bir ip üzerinde yürümekten ibaret. Yürüdükçe arkanda bırakıyorsun birilerini, düşüyor birileri. Kimisini kaybediyorsun, kimisini kovuyorsun. Vedalaşarak ayrıldığın da oluyor. Arkasında hüzün bırakan da oluyor, nefret bırakan da. Ben hüznü yaşamayı tercih ediyodum. Her gidenin ardından. Tüm bunları düşünürken gözlerim doluyordu. Biri görmesin diye kendimi sıkmak zorunda değildim, ağlayabilirdim. Ağlamadım. Çayımdan bir yudum daha aldım.

Balkondan bakıldığında hemen yanda gözüken patika bir yol var. Çalıların arasından birini gördüm. Hiç görmediğim birini. Buradakilerin hepsini tanıyordum ve benim yaşımda, buranın yerlisi olan biri yoktu. Müziğin sesini kıstım. Genç beni farketmiş, eğilmişti ama yine de onu görüyordum. İçeri girip pencerenin kenarından izlemeye başladım. Etrafı iyice süzdükten sonra ayaklanmıştı. Kimdi bu? Bir an korktum çünkü koskoca evde tektim. Eve girmeye çalışırsa dedemin tüfeğini kafasına geçirirdim. Hardal rengi pantolonlu, kahverengi ceketli, orta boylu, bir çocuktu, yüzünü net göremedim. Patika yoldan döndükten sonra, yola ulaşması için, evimizin önündeki upuzun merdivenden inmesi gerekiyordu. Nasıl bir cesaretle hatırlamıyorum, aşağıya indim. Kapıyı açtım, biraz bekledim. Yaklaşmıştı. Göz göze gelince o ürperdi. Korkulacak biri değil diye düşündüm.

''-S-siz.. Kim-siniz?'' diye sordum bir anda. ''b-bb-bbe-ben..'' diye kekeledi. Kekeme mi acaba diye düşünmedim değil. Kekeme biri rus ajanı nasıl olacaktı? Kekeme değilse korkmuştu. Korkak biri nasıl rus ajanı olacaktı? Bu genç rus ajanı mıydı? Birbirimize boş boş bakıyorduk. Kedi yavrusu gibi masum ve ürkekti. Gözlerine dikkatli baktığımda bana birini anımsattı, bir yaşanmışlık, derinlerde bir şey... Ama şu an bunu düşünmenin sırası değildi. Suratına bir daha baktım. Gülmemek için kendimi zor tuttuğum barizdi ve birden koca bir gülümseme yayıldı suratıma. O da güldü. Ben kahkaha attım. O da kahkaha attı.

''-Kim olduğunuzu söyleyecek misiniz yoksa biraz daha güleyim mi?''

''+Şey, ya, biraz gerildim galiba ben, şey yapamadım, birden, hani..''

Merdivenleri göstererek; ''Oturun şöyle.'' dedim.

''+Ben, İstanbul'dan geldim buraya. Buraya kadar normal ama nasıl ve neden geldiğim hakkında mantıklı bir açıklamam yok.''

''-Nasıl yani?''

''+Ben üniversiteyi kazanamadım.. Ortaokulda iyi bir öğrenciydim, ama lise umduğum gibi, daha doğrusu ailemin umduğu gibi geçmedi. Benden çok şey bekliyorlardı. Okulum ve dershanem için harcadıkları paranın haddi hesabı yoktu..''

Merakla dinliyordum, çalışkan rus ajanını (!)..

''+Kaç tane özel hoca tutulmuştu, ve kaç tanesini delirtip geri göndermiştim hatırlamıyorum. Siz ders anlatırken ben kağıttan helikopter yapmaya çalışsam, uçak da değil ha, helikopter. Beni öldürmek istersiniz değil mi?''

''-Kesinlikle!''

''+Her neyse, bunlara rağmen yine de bir şeyler biliyordum. Hazırdım. Ama sınava girince.. Kağıtlarda ve cevap anahtarında o öğretmenlerin suratından başka bir şey görmedim. Herşeyi unutmuştum. Ne bileyim, bu kadar sıkarlarsa, yani, bilmiyorum.. Olmadı işte. Annem bana çok güveniyordu. Hukuk fakültesi okuyacakmışım, avukat olacakmışım. Ben? Benden avukat olur mu ya?''

Güldüm. ''Zorlarsanız.. belki.''

''+Zorlayınca hiç olmadı. Neyse, büyük gün geldi. Annem o kadar ümitliydi ki, kendim için değil, onun için üzülüyordum sadece. Hayalleri yıkılacaktı. Sınavın kötü geçtiğini biliyordum. E kötü bir sonuçla geleceğimi de biliyordum. Annem kazanamadığımı öğrenince, beklediğimden de kötü şeyler oldu. Bir an yüzü sapsarı kesildi.. Olduğu yere yığıldı. Neydi bu? Şoka mı girmişti? Ben üniversiteyi kazanamadım diye hayat durmuş muydu yani? Hiç bir şey yapamadım. Ağlayamadım da. Babamla birlikte hizmetliler yardım edip annemi koltuğa çıkardılar. Donup kalmıştım. Cidden hiç bir şey yapamadım o an. Ambulans çağırdılar. Babam o sırada beni öldürecek kadar sinirliydi. Bana ''Git!'' dedi. ''Gelme bir daha bu eve!'' Gözlerimin içine öyle bir baktı ki, hayatım boyunca bu sözleri unutamam. Gittim bende. Rastgele bir şehirlerarası otobüse bindim. Buraya geldim. Bu köyü buldum. Kendimi ölü gibi hissediyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.''

Çok şaşırmıştım. Böyle bir hayat hikayesinin olacağını tahmin etmemiştim. Babasını sözlerini anlatırken gözleri dolmuştu. Zorlukla yutkundu bir kaç kez. ''Şimdi ne yapacaksınız?'' diye sordum anlamsızca. Bilmiyordu ki ne yapacağını. Cevap vermesini beklemeden, ''Peki yukarıda ne yapıyordunuz?'' dedim.

''+Sabah 6 gibi buraya geldim, 40 dakika uzaklıktaki ilçeden. Burada indirdi beni. Korka korka yürüyordum çünkü, köy sonuçta burası, yabancı biriyim. Yani..''

Uzun bir süre sessiz kaldık. ''Farkında mısın tanışmayı unuttuk, adım Seçkin.''

''-Sedef.''

Gülümsedi. Güzel bir gülümsemesi vardı. ''Ne yapacağız?'' dercesine baktım.

''+Bekleyeceğim.''

''-Gece nerede kalacaksınız?''

''+Bilmiyorum.''

Eyvah. Şimdi ben onu eve mi davet etmek zorunda kaldım gibi sanki? Bu durumda ne denir ki, ''Bu gecelik burada kalın.'' Olmaz öyle. Kimse izin vermez. Tepki vermesem -ne hali varsa görsün diye düşünüyorum sanacak.

''-Burdan belirli saattlerde minibüsler kalkıyor. Buraya kırk dakikalık uzaklıkta bir ilçede, kalacak otel bulabilirsiniz.''

''+Ben de öyle düşündüm. Kaçta kalkıyor bu minibüsler?''

''-Yarım saat sonra buradan geçecek.''

''+Teşekkür ederim yardım ettiğiniz için. Çok, çok teşekkür ederim.''

''-Bir şeye ihtiyacınız olursa, ben yardımcı olmaya çalışırım.''

''+Telefonunuzu istememin bir sakıncası var mı?''diye sordu. Telefonumu uzattım. ''Yok, numaranızını istemiştim.'' dedi ve güldü. Şaka yaptığımı sanmıştı ama ciddiydim. Yanına almamış olabilirdi. Galiba rezil oldum. Telefonunu verdi numaramı kaydettim. Pahalı bir modeldi. Paraya ihtiyacı olan birine benzemiyordu. Uzaktan minibüsün geldiğini gördüm. Ayağa kalktı.

Minibüs birazdan burda olacaktı. ''Gideyim ben o zaman.'' dedi. ''Görüşürüz'' deyip gülümseyerek uğurladım. Merdivenlerden indikten sonra el sallayıp gülümsedi ve gitti. İçeri girdim. Neler olmuştu bir anda? Gizemli çocuk, rus ajanı, kaçak. Bir yandan ona yardım etmek istiyordum. Bir yandan da hiç tanımadığım biriyle ne işim olur diye düşünüyordum. Yalan da söylüyor olabilirdi.

Onunla karşılaşmak, konuşmak, görmek bana iyi gelmişti sanki. Nedenini anlayamadım. Gözlerine baktığımda burnuma gelen toprak kokusu bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Eve dönerken kafamı kaldırınca balkondaki gördüğüm çiçek dikkatimi çekti..

KaçakHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin