1.Bölüm

16 2 2
                                    

"Elimden alınan kıyılarım vardı lakin, denize hiçbir zaman küsmedim."

Kadın, kalp kırıklarına son kez dokundu. Ellerine batan, o camdan daha keskin parçalar küçük oyuklar oluşturdu. Oyuklarda biriken kan, hafızasındaki derin denize damlayarak maviyle birleşti.
Boynundaki intihar ipinin en ucra köşesinde açan çiçekler, geçmişinin kalıntılarını taşıyan sisli bir mezarlıktı. Zamanın bile silemeyeceği o sızıyı da, geçmişinin yanına defnederek nemli kirpiklerini birbirine kenetledi.
Rüzgâr gelip geçti. Kül rengine dönen yüzünü hafif hafif okşadı. Kadın, gözlerini yeniden açtı. İçinde kanat çırpan ölme arzusu, tek kurtuluş gibi gelse de bunu yapmak için bile yorgundu.

~~~~~~~~~~

Bir asrın gizlendiği gözler bedenimi süzerken, tenim yanmaya devam ediyordu. Odadaki sessizlik kulaklarımdan, kemiklerime ve ordan da tüm hücrelerime yayılıyor, inanılmaz bir sızıyı da meydana getiriyordu.
Loş ışık odayı doldurdu.
Karşımda gördüğüm beden bana git gide daha da yaklaşıyordu.
Adımların bıraktığı tok ses, duvarlara çarparak güçsüz yankılarını tenime savurdu.
Karşımdaki beden yürüdü, yürüdü, yürüdü.
Tam karşımda, yüzümün dibinde duraksadı.
Dokunduğu yerlerde kıvılcımlar çıkmasını sağlayan parmak uçlarını omuzlarımdan yanaklarıma doğru gezdirdi.
Kavradığı yüzüm daha da kızarırken kulaklarıma eğildi ve usulca fısıldadı:

"Avuç içlerin bir lütuf."

Ellerim arasında tuttuğum, daima kırıklarımdı. O ise bir Dünya tutardı. Üzülmezdi, susmazdı, konuşmazdı da. Canı yansa da yakınmazdı.
Beni kutsallaştırırdı, fakat küllerden ibaret olduğuma inanmak istemezdi.
Ne dersem diyeyim, o beni kırıklarımdan severdi.

Kokusu burnumu doldurarak ciğerlerime işledi.
Kafasını kaldırarak gözlerini gözlerimde birleştirdi. Bakışları cehennemden farksızdı, ama cennete bedeldi. En azından benim için daima böyleydi.
Dudakları usulca kıvrıldı.
Gülüşü sessizdi ama sessizliğinde bile çok şey anlatırdı.
Genelde konuşmamız gerekmezdi. Boşluk ve karanlık bize her daim yeterdi. Çünkü bize benzerlerdi.

Ellerini saçlarıma daldırdı.
Beni kendine çekerek alnıma bir öpücük kondurdu.
Ardından tekrar kulağıma eğildi ve devam etti:

"Ben bir enkazım."

Gözlerimiz tekrar buluştuğunda kirpiklerimin nemlendiğini hissettim.
Gözümden süzülen yaş yanaklarımda ıslak bir iz bırakarak ilerlerken hafifçe gözyaşımdan öptü.

"Sen bu koca gökyüzünün kutsal gözyaşlarıyla tam orta yerimde büyümüş bir papatyasın."

Benden ayrıldı ve odanın köşesindeki plakçalara bir plak yerleştirdi.
Dönen plaktan yükselen melodinin ince notaları mabetlerimizin üstüne devrildi.

Tekrardan ağır adımlarla yanıma yaklaştı.
Elinin birini belime yerleştirdi ve bedenimi bedenine bastırdı. Boşta kalan eliyle ise diğer elimi kavradı. Ona ayak uydurarak bir elimi de omzuna yerleştirdim.
Notalar ilerledi.
Loş ışıkla birleşen adım seslerimiz bir bütünü tamamlarken, melodi ise tüm zarifliğiyle ilerliyordu.

"Gökyüzüne minnettar olmalıyız."

Sesi şiddetli rüzgârlar gibi vücuduma esiyor, ne var ne yoksa üzerime savuruyordu.
Yaptığı şeyin önemi yoktu. Her defasında beni kasıp kavuruyordu.
Kutsal olan oydu. Asıl gökyüzü oydu. Yanardı, fakat kül olmazdı. Olamazdı. Kimseye eğilmez, kimseye üzülmezdi. Asıl lütuf oydu. Kirpik diplerinden parmak uçlarına kadar.
Fazla kutsaldı. O benim kutsalımdı.

Gölgelerimize kadar birbirimize karıştık.
Dans ettiğimiz kaplaranlık odada yaşanan gün doğumunu sadece ruhlarımız gördü.

"Söz veriyorum papatyam. Paramparça bile olsam her parçama kadar kendimi sana feda edeceğim."

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Oct 21, 2017 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

PAPATYAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin