O geceden sonra, Hei ağlayarak her şeyi anlatmıştı. Yine kendisini unutacağını, hatta bu sefer herkesi unutacağını, hatırlamasının imkansız olacağını söylemişti. Alzheimer hastalığı böyleydi işte. Ne kadar aşık olursan ol, elinden bir şey gelmiyordu.
Bo jo, o gün aniden aşk acısını unuttu... Suga'yı unuttu... Sadece amcasını düşündü. Kendisini, canından bile çok seven amcası için elinden bir şey gelmiyordu.
Hep beraber yurda geldiler ve bir konuşma yaptılar. Lay için en iyi gelen şeyi düşündüler. Hei, tereddüt etmeden Exo dedi. Üyeler düşündü...
"Tamam." dediler sonra. "Hepimiz geriye dönüyoruz. Yine on iki kişi olarak kalacağız. Lay'in mutlu olması için bunu yapmalıyız."
Anlaştılar... Eşleriyle vedalaştılar. Çocuklarını öptüler...
Sonra Bo jo oturma odasında kalan amcalarının baktı. Lay şimdi yine hatırlıyordu. Şimdi azar azar gidip gelen hafızası, bir süre sonra tamamen yok olacaktı.
Gidip, merdivenin ilk basamağına oturdu ve amcasına baktı doya doya. Aklına onunla geçirdiği zamanlar geldi.
Birlikte üyelerin taklitlerini yapışları, üyelere eşek şakaları, onu sahiplenişi, her gün konuştukları konular... Onu kaybedemezdi. Annesi yoktu zaten. Neden şimdi birde amcasının anıları yok olacaktı?
Oturduğu merdiven basamağından hıçkırık sesleri yükselince, herkes oraya odaklandı. Genç kızı tamamen unutmuşlardı. Lay, dolu gözleriyle yeğenine baktı. Ona yaptığı büyük hata yüzünden bu halde olduğunu biliyordu. Elinden bir şey gelmiyordu ve çaresizdi.
Yutkundu Lay ve yavaşça Bo jo'ya yaklaştı.
"Aigoo. Minik?"
Tatlı söylediği söz, boğazında düğümlendi. Bo jo, amcasına baktı dolu dolu gözlerle. Hıçkırdı durdu.
"Bo jo? Neden ağlıyorsun?"
Bo jo, soru mu bu? Der gibi baktı amcasına. Onu çok ama çok seviyordu. Unutmasını istemiyordu. Kendisini unutmasını istemiyordu. Zaten amcalarından başka kimsesi yoktu. Böylece anılarından gidemezdi.
"Beni unutacaksın."
Lay, yutkundu. Haklıydı Bo jo. Yanan gözlerini kırpıştırdı birkaç kez.
"Omooooo. Bunun için mi yani? Bende bir şey sanmıştım."
Lay, gülümsemeye çalıştı ve yeğeninin yanına oturdu. Tüm üyeler onları sessizce, ağlayarak izliyordu.
"En çok neden üzüldüm biliyor musun?"
Lay sordu ve Bo jo gözlerini silerek,-makyajı çok fena akmıştı- amcasına baktı.
"Neden?"
"Tekrar annen için olan pişmanlığımı hissettim. İlk günkü gibi acıttı."
Lay'in gözlerinden yavaşça aktı damlalar ve ona sımsıkı sarılan bedenin, çıplak omzuna aktı.
"Amca. Seni çok seviyorum. Ben seni asla unutmayacağım."
Lay, bende diyebilmek istedi. Ama yapamadı. Yeğeninden ayrıldı ve yaşlı bir ajussi gibi söylenerek ayağa kalktı.
"Bo jo?" dedi kıza , bu kasvetli ortamı bozmak için.
"Sehun amcanın saçları çok komik olmamış mı? Yine gökkuşağı yapmış. Ahahaha."
Onun gamzeli gülüşüyle, herkes göz yaşları arasından gülmeye başlamıştı. Bu aileydi işte. Lay, iyice gözlerini kıstı ve bu anı en derinine kadar kaydetti. Unutmamayı umarak kalbine işledi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
PARK BO JO (12+1)
ФанфикшнPark Bo jo için hiçbir şey normal olmadı... Hayatın zorlukları ona on sekiz yaşından sonra daha bir çullandı. Babası, amcaları, yeğenleri, yengeleri ve sesiyle mutluydu. Mükemmel sesinden dolayı okulda dışlanıyordu. Ünlü olmayı hak etmediğini söyle...
