Gördüğüm rüyanın verdiği heyecan ve korku yüzünden kan ter içinde uyandım. Etraf zifiri karanlıktı. Bir müddet gözlerimin karanlığa alışmasını bekledim. Beynim nerde olduğumu idrak etmeye çalışıyordu. Kuş tüyü yataktan bacaklarımı sallandırıp kalktım ve birden her yer aydınlandı. Sabah olduğum odada değildim. Burası kesinlikle bir erkeğin odasıydı. Odanın dizaynı bunu fazlasıyla belli ediyordu. Siyah ve kırmızı renk ağırlıklı mobilyalar, artık antika olmuş savaş aletlerinin asılı olduğu koca bir duvar ve bir sürü evrak yığını.. Buraya nasıl ve neden geldiğim büyük bir muamma. En son hatırladığım şey Daisy ile konuştuğum ve bayıldığım. Sonrası koca bir boşluk.
Nerede olabileceğim hakkında fikirler yürütmeye başladım. Daha önce ayıldığımda, toga giymiş kadınlar ve içi ambrosia dolu olan bir bardakla karşılaştığım için burası Olimpos olmalıydı. Ama ben ne diye buradaydım?
Bir müddet sonra düşünmekten sıkıldım ve odadan çıkma kararı aldım fakat kapı kilitliydi. İçimde bir panik duygusu kendini gösterdi. Sakinleşmeye çalışıp etraftaki eşyaları kurcalamaya başladım. Evrakların olduğu yığına gittim ve rastgele bir dosya aldım. Bir sürü sıkıcı şey yazılıydı. Başka bir dosyayı elime aldım ve gördüğüm şey karşısında ufak çaplı bir şok geçirdim. Dosya sahibinin adının yazılı olması gereken yerde yazan ad Hermes’indi. Birkaç saniye boş boş kâğıda baktım ve sonra dosyayı geri bıraktım. Bir tanrının odasındaydım. Olimposta ve bir tanrının odasındaydım. Bu düşünceyi sindirmeye çalışarak birkaç dakika geçirdim. Ardından kapının kilidi açıldı ve içeri Hermes girdi.
* * *
Ne yapacağımı şaşırmış halde gözlerine baktım. İlk önce endişeyle kırışmış gözleri, beni süzdükten sonra – evet, beni süzdü! – rahatladığını belli edercesine kapanmış ve açılmışlardı. Tek kaşımı kaldırarak kollarımı bir cevap beklercesine karnımın üzerinde birleştirdim. O da bunu anlamış olacak ki arkasındaki kapıyı kapattı ve aramızdaki mesafeyi kapatıp konuşmaya başladı.
- Merhaba Cassie. Seni iyi gördüğüme çok sevindim. Hepimizi gerçekten çok korkuttun.
- Korkuttum mu? Hermes neden buradayım? Olimposta ne işim var?
Bir tanrıyla odasında tek kalmak beni epey bir endişelendirmişti. Başıma neler geldiğini öğrenip hemen Dreon’a dönmek istiyordum.
- Hatırlamıyor musun?
- Hatırlamış olsam sana sormazdım ya Hermes. Ciddiyim. Neden buradayım?
- Arkadaşının, Daisy’idi sanırım, dediğine göre siz konuşurken birden bayılmış ve sert bir şekilde kafanı çarpmışsın. Hemen müdahale etmişler ama bir çeşit beyin travması geçirdin. Üç gündür baygındın. Bunu duyunca seni olimposa aldırdım. Ve işte buradasın. Gördüğüm kadarıyla da iyisin. Bir sorun var mı?
Duyduklarım yüzünden şaşkın bir hal alan suratım Hermes’i eğlendirmiş olmalı ki suratına muzip bir sırıtış yerleşti. Demek travmaya geçirdim ve günlerdir baygındım. Bu düşünceyle boğuşurken birden başıma çok kuvvetli bir ağrı girdi ve geriye doğru sendeledim. Hermes de düşeceğimi anlamış olmalı ki bir hışımla öne atılıp kollarımdan tuttu ve son anda düşmekten kurtuldum. Ağrı dayanılmazdı. Ben acı içinde kıvranırken Hermes dudaklarını alnıma dayadı ve birkaç saniye öyle kaldı. Neye uğradığıma şaşırmış bir halde kaskatı kesildim. Dudaklarını çektiğinde gözlerimi şaşkınca açıp suratına baktım. Yüzü çok ciddiydi. Neden böyle bir şey yaptığını anlamaya çalışırken ve içimden ona lanetler ederken kafamdaki ağrının geçtiğini fark ettim.
