day 1 part 2

905 66 41
                                        




Steve sıcak olduğunu biliyordu, havadan anlayabiliyordu, ama hissedemiyordu. Üstündeki hoodie yeterli gelmiyordu. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu.

Artık hiç sıcak hissedemiyordu.

T'Challa'yla konuşurken Tony'i izlemişti.

Farklı görünüyordu, ama iyi şekilde. Belki bir kaç kilo vermişti, ama sağlıklı görünüyordu. Sakalı özensizdi, saçı uzamış ve değişik şekillendirilmişti--bir kaç bukle alnına düşmüştü önceden olduğu gibi yana taranmış değildi. Saçlarında ve sakalında daha çok gri vardı. Steve, Tony saçını boyuyormuydu bilmiyordu. Ama öylediysede bırakmıştı. Bilerek yaptığının farkındaydı.

Steve arabaya binince derin bir nefes verdi, Araba Tony gibi kokuyordu. Sabun, metal, hindistancevizi ve tatlıda ama soluk.

Özlemişti bunu. Çok fazla. Tony'nin kokusu yokken daha önce gerçekten nefes almadığını düşündü.

Steve'in omuzlarındaki kaslar rahatladı. Tony daha ona saldırmaya kalkışmamışta, daha ona bağırmamıştı. Ama çenesini sıkmıştı. Kızgın ve gergin olduğu belli oluyordu ama kontrollüydü.

Belki konuşabilirlerdi.

Tamamen sessiz otuz dakika geçti. Tony sürdü Steve sadece nefes aldı.

Sorun değildi. Zaman alacaktı. Tony her şeyden çok zamanı hak ediyordu.

Ondan zaten çok şey almıştı.

Steve elinde telefonunu ve şarj aletini tutuyordu. Şarjı bitiyordu. Hızlı bir hamleyle şarja takmak istiyordu ama şimdiye kadar başaramamıştı.

Telefonun arkasındaki parlak-siyah Stark logosuna baktı, parmağını üstünde gezdirip renk değiştirmesini izledi. Yeni almıştı telefonu ama son çıkan modellerden değildi. Ofisindeki şeffaf görünen ekranlardan hoşlanmıyordu ve öyle telefon istemiyordu da.

Eski ofisi. Doğru.

Tony iç çekti, Steve uzanıp sonunda telefonunu şarja taktı.

Tony vücudunu Steve'den uzağa sola kaydırdı. Arabayı yolun yanlış tarafına kaydırdı.

Biri onlara korna çaldı.

Tony tekrar arabanın kontrolünü sağladı. Derin nefesler alıyordu. Yutkundu ve gözünü yola dikti.

Steve ağlamak istiyordu ya da bağırmak ya da kendini yetecek kadar uzun bir binadan atmak, bundan daha az acıtırdı.

Tony kenara çekti ve arabadan indi. Avcunun içiyle göğsünü ovdu. Gözlükleri çıkarıp parmaklarını burnunun kemerine koydu.

Steve sonunda Tony'nin bileklerinin etrafındaki metal daireleri fark etmişti. Onlara güneş vuruyordu ve şimdi parlamışlardı.

Tony'nin uydularında birinde zırhı olmalıydı ve bilekliklerin konumuna gelebilirdi. Ama Tony'nin burda Iron Man olmak istemesi zordu. Eğer kalkanı hala Steve'de olsa yanında getirir miydi? Bilmiyordu. Sibirya'da yaşananlardan sonra Captain America fikri çok uzak geliyordu. Burda imkansız geliyordu.

Steve derin bir nefes aldı ve arabadan olabildiğince sessiz bir şekilde çıktı. Tony ilk defa ona bakmıştı.

Gözleri her zamanki gibi çok güzel, diye düşünmeden edemedi Steve. Parlak, zeki, etrafı ışık hızında tarıyordu. Ama bazen -şimdi- renksiz, kuşkucu, acı saklayamayacağı kadar fazlaydı.

Steve bu bakışmayı sürdürebilecek kadar güçlü değildi, başka tarafa baktı.

Hiçliğin ortasındalardı. Yanlarında yoldan bir kaç araba geçiyordu. Po Vadisi etrafındalarda etrafta sonsuz kırsal yer vardı. Alpler arkalarında zorlukla görünüyordu.

almeno tu nell'universo . stonyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin