"Eve ne kadar kaldı baba?"
Eğer Yeosang eve ne zaman gideceğimizi veya ne kadar kaldığını sık sık soruyorsa ve kafasını çocuk koltuğuna yavaşça sürtüyorsa bu onun beden dilinde "Çok yorgunum." demekti. Fakat bugün yorgun olan ne yazık ki sadece Sang değildi.
Kostüm sorumlumuzun anneannesi hastalandığı için henüz birinci sahnenin bile kostümlerini hazırlayamamıştık. Senarist senaryonun diğer kopyasını yurtdışı seyahatinde olan yardımcı yönetmene mail atmayı unutmuştu ve tüm bunların stresi büyük bir dağ gibi üzerime yığılmıştı.
Tek başınıza bir tiyatro klubünün yönetmeni ve sahibi olmak dışarıdan göründüğü kadar kolay veya havalı değildi. Sorumluluk çok fazlaydı ve dehşet vericiydi. Henüz 30 yaşımda bile değildim fakat kafamda beyazlamış ondan fazla saç teli bulabilirdiniz.
"Bilmiyorum, Sang."
Böyle zamanlarda her şeyin birden üst üste geldiğini hissedersiniz, ki öyle de olur. Kocanız birden sizden boşanmak ister, tiyatro için açılan yardım fonu birden kapatılır, kış geldiği için kış lastiği taktırmanız gereklidir ve arabanızın aptal radyosunda asla istediğiniz şarkıyı duyamazsınız.
"Siktiğimin radyosu!"
Elimde kalan radyo düğmesine biraz baktıktan sonra arabayı kenara çektim ve camı açıp bağırarak düğmeyi dışarıya fırlattım.
"Sikik düğme! Aptal tiyatro! Aptal kar lastikleri! Aptal Jimin!"
Bir çocuk gibi ayaklarımı arabanın tabanına vuruyor ve emniyet kemeri hareketlerimi kısıtladığı için delirmiş gibi onu çözmeye çalışıyordum.
Ben dünyadaki en zavallı adamdım.
"Baba sikik ne demek?"
"Arabada bekle Sang. Düğmeyi alıp döneceğim ve ağzından sonsuza kadar sikik kelimesini duymayacağım. Anlaştık mı?"
"Babama neden aptal dedin?"
"Sang, sana 'Anlaştık mı?' dedim."
"Ama-"
"Sang!"
"Evet, anlaştık."
"Harika, burada bekle."
Arabadan inip fırlattığım düğmeyi armaya başladım. Bu arabanın parçaları çok pahalıydı ve bir düğme için o kadar para verebileceğimiz bir dönemde değildik ne yazık ki. Sinirle geri dönüp arabanın tekerleğine bir tekme attım.
Kendimi berbat hissetmeye başlamıştım. Son zamanlarda Sang'ı boşlamıştım. Jimin'in benden bu kadar uzaklaştığını bile farkedemeyecek kadar sorumluluklarımda boğulmuştum. Burnum sızlamaya başladı ve ben orada bir bebek gibi hıçkırarak ağlamaya başladım.
Çok geçmeden saçlarımın arasında minik bir el hissettim. Aynı minik eller boğazıma sarıldı bu kez. Ensemde ıslak öpücükler bırakarak mırıldandı Yeosang.
"Baba, ağlama."
Sang kalbi yumuşacık olan bir çocuktu. Jimin'in kalbine benzerdi kalbi. Herkes için, her şey için yer bulabilirdiniz kalbinde. Bahçedeki kertenkele, eve giren ve Jimin'i çığlıklara boğan fare, pencerenin dışında nemden dolayı yetişen asi mantar ve daha niceleri. Sang harika bir çocuktu ve ben artık onun için harika bir baba olamamaktan korkuyordum.
"Özür dilerim baba, ağlama. Tekrar söylemem ki, söz verdim ya."
Bu sarılmalar, öpücükler ve özürler kendimi daha kötü hissetmemi sağlıyordu. Asla Sang için yeterli olamayacaktım hatta belki Jimin için bile. Olayın belkisi bile kalmamıştı aslında.
Yeosang'ın küçük bedenini kucağıma aldım ve daha çok hıçkırmaya başladım. Mandalina gibi kokuyordu çünkü Jimin mandalinayı çok severdi ve hepimize bu duş jelini kullandırtırdı. Bu beni daha çok ağlattı fakat uzun sürmedi. Jimin arıyordu, geç kaldığım için bana öfkelenmiş olmalıydı. Sang'a döndüm ve ondan rica ettim.
"Babaya ağladığımı söylemek yok değil mi bebeğim?"
Sang inatçı bir çocuk değildi Jimin'in aksine, bana çekmişti bu huyu. Pek memnun değildim bundan çünkü bazen çabucak pes ederdi. Fakat sözümüzü dinlerdi ve onun için en doğru kararları verebileceğimize güvenirdi.
"Tamam, söylemem."
Ayağıyla yeri eşelemeye başladığına söyleyecek bir şeyleri daha olduğunu anlamıştım. Minik poposuna birkaç kez vurdum.
"Söyle bakalım! Haydi!"
"Şeftalili cheesecake alabilir miyiz?"
Hava hafifçe kararmaya başladığında Yeosang çocuk koltuğunda, elinde tuttuğu cheesecake ile uyukluyordu ve ben Jimin'e kısa bir mesaj atmıştım.
Geliyoruz.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Marriage Story 'jikook'
FanficJeon Jimin yalnız uyumaktan korkar. Ve şimdi biz, ayrı yataklarda yatıyor, Yeosang'ın duymaması için kilerde kavga ediyorduk. "Boşanalım." Jeon Jimin, benim biricik sevgilim ve ben boşanıyorduk. *Marriage Story isimli filmden esinlenilmiştir.