bir zamanlar kendimi mavi olarak nitelendirirdim. mavi özgürlük demekti, herkes sonsuz hüzün derdi maviye. özgür olabildiğin kadar yaşarsın, derdim hep kendime. klişe adamın tekiydim, sabun köpüğü romantizmin hastasıydım ve sikik ilişkilerin başrolünde terk edilen o karakter hep ben olurdum.
mavi olmanın veya birilerini sevmenin bedelleri vardı. çok düşünen bir adam değildim ben, olayları anlık yaşamayı severdim. belki de bu yüzden sonsuz hüzne dönüşmüştüm çünkü olaylar başladığında bedelleri umurumda olmazdı. yaşadıklarım kadar vardım bu dünyada, öyleyse yaşayacaklarımın önemi yoktu.
bu düşüncelerse birden hayatımı mahvediyordu. depresyon bazen her zamankinden daha fena oluyordu ve kemiklerime kadar bunu hissederken tek yapmam gereken sahte gülümsemeler vermek oluyordu.
yaşamayı hafife alıyordum. derdim insanlarla değildi, insanları severdim. geceleri yalnız kalmadığım sürece hayat da gayet güzeldi. evime insanlar gelir giderdi ama günün sonunda ben hep yalnız kalırdım. evimde birileri olsa da yalnızdım. sizi anlayan birileri yoksa hep yalnızdınız.
ve bazı insanlar yalnız olmak için yaratılırdı. yıllarca aynı yatağa yattıkları, bir hayatı paylaştıkları insanla yalnızlıklarını paylaşamazdı bazıları. sessizliği dinleyemezlerdi birlikte mesela. hayatın kalabalığı etraflarını sarar, onları içeri hapseder, birlikte yaşamak zorunda bırakırdı.
ben hep yalnızdım. hep terk edildim. sorunlu bir çocukluk yaşamadım, ilişkilerde o sıkan taraf ben olmadım. diyorum ya, yalnız yaratılmışım diye. kalabalıktan korkar oldum günden güne. bir ilişkinin büyük bir sorumluluk olduğunu düşünmeye başladım oysa ben yaşamayı bile hafife alırdım.
yine de klişeydim. evimde o 'doğru kişi' ile tanışmak için partiler verirdim. gittiğim yerlerde arardım onu. umutsuz bir romantiktim. terk edilmekten korktuğum halde aşkı beklerdim. ansızın geleceğini bilirdim aşkın, yine de tetikte olmaktan zarar gelmez diye düşünürdüm.
oysa, aşk cidden ansızın gelendi.
aşkı bir şeye benzetmek istemiyorum. günümüzde bu duyguyu öyle kolaylaştırdılar, öyle küçülttüler ki. doğru aşkın gerçek olamayacağına bile inandırdılar insanları. insanları severdim fakat bu eskidendi, tek bir kişiyi hayatımın merkezine oturtmadan önceydi.
jungkook hayatıma soğuk bir sonbahar sabahında girmişti. küçücük bir tesadüftü belki ama geriye dönüp baktığımızda bu karşılaşmaya nelerin sebep olduğu hayret verici...
üniversite sınavında istediğim yeri kazanmıştım, yıllardır hayalini kurduğum okul beni bekliyordu. bu muhteşemdi. bunca yıl bunun için yaşayıp bütün emeklerinizin hakkını verdiğinizi görmenin zevki hiçbir şeyde yoktu elbette. seul'deki en prestijli okulda biyolojiyle ilgili bir şeyler yapacak olmak heyecan vericiydi.
okulun ilk yılı berbattı gerçi, eğitim olarak beklentilerimin üzerinde bir yıl olduğunun gerçeği dışında sosyal olarak kesinlikle cehennemdi. sosyal biri sayılmazdım fakat hayatımın hiçbir evresinde böyle yalnız kalmamıştım. maviyi derinden hissettiğim tek yıldı belki de.
fakat yine de, maviyi bir kez derinden hissetti mi insan, her şeyin eskisine dönmesi çok geç oluyormuş, bunu ilk o zaman anladım. o yıl yapayalnız kaldım belki ama kendimi keşfettim. kendimle yapayalnız kalıp kendimi dinledim.
üniversitenin ikinci yılında etrafımdaki insanlara yaklaşmaya başladım. kim oldukları önemli değildi, dışarıdan itici görünmüyorlarsa benim için potansiyel arkadaş anlamına geliyordu. yapayalnızlık insanın canını sıkıyordu, bir süre sonra insan kendisinin dengesini bozmaya uğraşıyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
golden ' yoonkook ✓
Fanficyoongi kendini mavi sanıyor ama jungkook onu altına boyuyor. to: @Ucankopekbaligi