adam ve at
vakitlerden vakitsiz bir vakit.
Bir adam vardı bildiğim;
çalı gibi kaşları,
yüzü yara
ağzı bozuk, gri bir adam.
gri mi, gri.
ben kendimi bildim bileli
-yahut kendimi kaybettiğimden beri-
eli boş gelirdi kapıma.
atlardan konuşmayı pek severdi.
konu falanca biranın aldığı zamdan,
ve at tımar etmenin zorluğundan
dem vurmaya gelince,
sözü alır, ürkekçe mırıldanırdım
ayıplı bir kelam ediyormuşumcasına:
— gel gör ki;
insanı tımar etmek daha zor
bir atı tımar etmekten...
o vakit eliyle boynumdaki tasmayı işaret eder,
gürlek bir kahkaha koparırdı.
esrik sesiyle "haklısın" buyururdu.
ve sonra, aramızda geçen
bu utanç verici hadise hiç yaşanmamışçasına
birer kadeh daha kaldırırdık;
zayi olan nice şeyin anısına.