catandlone

nankör insanlar yine ve yine

catandlone

sesimi duyurmaya çalışırken 'ağlayarak haklı çıkamazsın' dendiğinde, içinde bir yerlerde camın çatladığını duydum ama yerimden kıpırdayamadım. kalbim çoktan o soğukluğa çekilmiş, ruhum sessizce kapıyı çekip gitmişti ama bedenim hala o ağır atmosferin içinde asılı kalmıştı. gitmek, sadece kapıyı çekip çıkmak değilmiş; asıl gitmek, en savunmasız anında o cümleyi duyduğunda bir daha eskisi gibi bakamayacağını anlamakmış. boğazımdaki o yumru, gitmem gereken yolla kalmam gereken anın arasında sıkışıp kalmış bir düğüm gibi. henüz fiziksel olarak o mesafeyi koyamamış olsam da, içimdeki o derin soğuma, geri dönüşü olmayan bir yolculuğun ilk sessiz adımıydı.

catandlone

size söylemek istediğim ne çok şey vardı; ama sizin beni, sadece duymak istediğiniz kadar tanıdığınızı fark ettiğim o an sustum. yanınızdayken bile bu kadar uzak kalabilmenin, sevgiyi her yarayı iyileştirmeye yetmediğini anlamanın ağırlığı içimi eziyor. siz benim fırtınalarımı sadece bir esinti sanıyorsunuz; oysa ben her yeni sohbette, ruhumun ucu bucağı olmayan hazineleri size açmaya çalışırken, sizin sadece kıyıda beklediğinizi görüyorum.

catandlone

belki de en acısı bu; yan yana yürürken bile aslında tek başına olduğumuzu, sizin beni hiçbir zaman göremeyeceğinizi kabullenmek. bu yüzden artık size kendimden ancak sizden uzak olduğun anlarda, bu sessiz duvarda söz edebiliyorum. çünkü biliyorum ki; insan en çok sevildiğini sandığı o kalabalık yalnızlıklarda kimsesiz kalıyormuş.
Contestar

catandlone

zihnimdeki gürültü, önümdeki sayfalardan çok daha kalabalık bugünlerde. sadece kitapların ağırlığı değil bu; o sayfaların ucundaki geleceği, hedeflerimi ve başarmak zorundayım hissini tek başıma omuzlamaya çalışmanın verdiği bir yorgunluk. sevginin ya da desteğin bile yetmediği, insanın sadece kendi içindeki o sessiz savaşla baş başa kaldığı bir eşikteyim. bu psikoloji bazen her şeyi öyle bir karartıyor ki nefes alacak bir boşluk arıyorum. kimseye kırgın değilim, sadece artık hem bu yoğun tempoyu hem de kendi beklentilerimi taşırken biraz durmaya ihtiyacım var. yorulmak da bu yolun bir parçası belki ama bu sefer yorgunluğum uykusuzluktan değil, her şeye rağmen ayakta durma çabamdan.

lilsywia

sen benden gitme, gökyüzü başıma yıkılır. attığım her adımda karanlığın dibine vururum. seni kaybetmekten çok, kaybolan ben olurum. sen benden gitme, dudaklarım kurur, dilim tutulur. idam kararı verilir, kalemim kırılır. ne onca geçirdiğim yaşlar, ne gözlerimden akan yaşlar, çare olmaz yokluğuna. sen benden gitme, parçalanır, darmadağın olur, biterim. kendimden giderim. sen ne dersen de, ben yalnız seni sevdim. onu bilir, onu söylerim. sen benden gitme, birbirimizden ayrı olmak ne bana yakışır, ne sana. sevmek, susmak, yürekten avaz avaz bağırmaktır sevdalısına