Her yanım sızlıyor Ali, bazen her şey o kadar fazla geliyor ki kaldıramıyorum. Bu ev, bu oda, bu yatak. Bana ait gibi hissetmiyorum. Biraz yabancıyım, çokça eğreti. Köşeye kıvrılmışım, bir misafir gibi. Sokak lambasından bir ışık huzmesi sızıyor, oda hafif aydınlık ama içimi karartıyor. Sağ köşede bavulum, gitmeye hazır bekliyorum. Günler geçiyor, ben bile kendimden geçiyorum ara ara ama izler geçmiyor. Geceler bitmiyor. Sonsuzluk bir kasırga, ben kapılıp gidiyorum. Sabahı bir türlü edemiyorum. Uyuyorum, uyanıyorum. Rüyalar, kabuslar görüyorum. Yatak başında bir komodin, üstünde birkaç parça eşyam. Telefonum yastığımın altında, ara sıra şarjda. Giderken unutmamayı aklımın kenarına not ediyorum. Bavulum taştı taşacak. Kitaplarımı da iliştirmişim. Bazı anılar kenarından sarkıyor, bazıları üst üste kırışıyor. İçinden ince ince gözyaşlarım sızıyor. Odanın duvarları oldukça kirli, düşünceler sinmiş, çığlıklar pisletmiş. Kaç hıçkırığı içinde gizlemiş. Ağır bir kokusu var, cam açık ama dinmiyor. Bir sürü çivi çakılmış, birkaç tablo var. Hepsine aşinayım fazlasıyla ama ilk kez görüyorum aynı zamanda. Karşımda bir ayna. Tanımıyorum onu da. Çökmüş bir portre, bakıyor öylece. Arkamı dönüyorum, yatağın ucuna ilişiyorum. Sağ tarafta bavulum, terliklerimi unuttuğumu fark ediyorum. Zaten bolca yer var, yanıma alacak pek bir şeyim kalmadı, hepsi karanlığa karıştı. Gözlerimi kapatıyorum, kafamdaki curcunayı bir türlü susturamıyorum. Ben zaten hiçbir şeyi olduramıyorum. Ne ö*lebiliyorum ne ya*şayabiliyorum. Tartı haklı, yavaş yavaş dağılıyorum. Gidemiyorum, kalamıyorum. Kendi yatağımda çarşafları kırıştırma korkusu güdüyorum. Sağ köşede bir boşluk var. Bavulsa aklımın köşesindeymiş, yorgun hissediyorum.