himekawa

keep your head down when you see me
          	hold your breath when you feel me around
          	

himekawa

bu salağı zihnimi zorlamadıkça düşünmüyorum bu arada. aklıma geldiği ilk gün karşıma çıkması sinirime dokundu
Balas

himekawa

dünyanın götünde döndüğünü sanan küçük zavallı. hayatın boyunca kadın kovalayacaksın ve elde ettiğin en iyi şey acınası cinsel hastalıklar olacak. buna mecbursun eeeecccccc
Balas

himekawa

keep your head down when you see me
          hold your breath when you feel me around
          

himekawa

bu salağı zihnimi zorlamadıkça düşünmüyorum bu arada. aklıma geldiği ilk gün karşıma çıkması sinirime dokundu
Balas

himekawa

dünyanın götünde döndüğünü sanan küçük zavallı. hayatın boyunca kadın kovalayacaksın ve elde ettiğin en iyi şey acınası cinsel hastalıklar olacak. buna mecbursun eeeecccccc
Balas

himekawa

buraya nadiren girer oldum. hayran kurgu okuma sıklığım azaldı, zaten fosil bir second gen dinleyicisi olarak neredeyse tüm ilgilendiğim gruplar dağıldı, kalan gruplardan da ilgilendiğim kişiler ayrıldı. ben hayatımla meşgulken her şey iyi ya da kötü değişti. ben de bir şekilde değiştim. burayı bir günlük gibi kullanmış olmam ne tuhaf. yazdığım şeyleri okudukça eski benliğimi garipsiyor, o anki zihnime döndükçe yaşadıklarım ılık bir nefes misali yüzüme çarpıyor ve unuttuğum her şeyi tüm vücudumda hissediyorum. kısmen korkunç bir duygu. 
          
          bu aralar dinlemeyi en sevdiğim şarkı; seodo band’den sarang-ga. joseon pop dinlemeye sardım. hayatımın ilerleyen aşamalarında pansori ve erhu eğitimi almayı planlıyorum. uzak gelecekte bir daha buraya uğrarsam eğer; umarım bunu başarmışımdır. ya da muhtemelen başlayıp haftasında bırakmışımdır. 
          
          çok depresif şeyler yazasım yok. dediğim gibi hayatımda çok şey değişti. depresyondan çıktığımı düşünüyorum. artık, neredeyse çoğu zaman, depresif hissetmek için bir tetikleyiciye ihtiyaç duyuyorum. bazen şarkılar, bazen kötü anılara yolculuk gibi tetikleyiciler. hala ailemin kafesinden çıkamadım. ama parmaklıkları gevşettim. hayatımda beni bütünümden değiştiren birisi var. tek temennim, tek sığınağım. 
          
          bunca zaman sevilmek için çırpındığımı fark ettirdi bana. beni ben olduğum için seven tek kişi.  ebeveynlerimin sevgisini, ilgisini yahut onayını almak için belli parametrelerin olduğunu düşünüyorum zaman zaman. lakin o’nun sevgisi beni ben yapan her şeyi sarmalıyor, sıcacık. bir bütün olarak onun olmayı ve her şeyiyle benim olmasını seviyorum. tüm gün zihnimde dolanmasını seviyorum. yanımda yokken elim havayı yokluyor belki elini bulurum diye. hakkındaki her şeyi çok seviyorum. yumuk gözlerini de. onunla olmak beni hiçbir zaman üzmedi. oysa ben aşkı hüzünlü bir şey sanardım, meğer hep gülebilmekmiş aşk. onu özlemeyi bile seviyorum. 

himekawa

birkaç yıl sonra bakıp gülmek üzere birkaç şey karalayayım.
          olağandışı bir biçimde kendimden büyük birine birtakım hisler besledim. sözler verildi duygular havada uçuştu ama işin sonunda lavuk evleneceğini söyledi. alyansı aldığı gün öğrendim bunu. bunu daha yaşayacağımı sanmıyorum şu an feci komik geliyor ama

himekawa

bence ben aşık olmak için doğdum tepeden tırnağa bir aşk kadınıyım. deccalden el almış gibi yaşadığım bu hayatın başka bir açıklaması yok zira. aşk derin bir bataklık gençler ve batıyorum

himekawa

çok şey değişti. ben değiştim, zihnim değişti, bakışım, gülüşüm, sesim, kalbim değişti. oysaki geçmez demiştim. dinmez sanmıştım. çok yanılmışım, bir o kadar da yanılmaya devam edeceğim sanırım. zaman akıyor, hayat devam ediyor. insan değişiyor da sözler baki kalıyor. geçmişe hapsoluşum çeyrek yüzyılı aşmış olsa da bu tutsaklıktan kurtulmama bir adımdan daha az kaldı. şafak belli değil. gelecek muamma. şimdi farkına varıyorum ki dilim ağdalı olmaktan uzakta, beni acım harlıyormuş meğer. hüznüm güdülüyormuş. şimdi hepsinden uzakta, sade ve şatafatsız bir dilim var. inan anlatmaya eriniyorum. çok şey oldu, çok şey bitti. ardıma dönersem ağlamaktan içim yanar. bakmam. bakamam. gün doğar mı bilmiyorum, doğmayana dek, doğdukça, nefes aldığım, güldüğüm, yaşadığım yarınlara. 

himekawa

boğucu, bunaltıcı, can yakıcı, sinirlerimle oynayan ve haddini oldukça aşan bir duygu durumu. bu halde olmaktan nefret ediyorum. zira bu tanıdık hisler boğazımda birleşen iki güçlü elden farksız, nefes alışverişimi engelliyor, zorluyor beni. öfkeyle ve hatta kinle titriyorum. tüylerim diken diken bu farkındalığa karşı. kusmak istiyorum. 
          elimi neye atsam solacakmış gibi.. zaten aksi olmaz ya. ne kadar çalışıp çabalarsam çabalayayım, ne kadar didinirsem didineyim verdiğim uğraşla ters orantılı bir şekilde alıyorum karşılığını. çünkü kimse görmek istemiyor. ben daha ne yapayım ki? elimden ne gelir bilmiyorum, birilerini nasıl tatmin etmeliyim bilmiyorum. gerçekten hiçbi’ sikim bilmiyorum. zihnim bomboş. öfkeyle yoğrulmuş bir boşluk. beni ele geçiriyor, kendime yabancılaşıyorum. kurtaran kimse yok, anca baltalasınlar. 
          işin korkunç yanıysa bunları karşılayacak gücümün kalmaması. sesim çıkmıyor. o bile küstü. mimiklerime dahi yansımıyor. ben yarını görmek istemiyorum. zaman geçmiyor, yarın da benden kaçıyor sanki. onun da beni pek göresi yok sanırım. ve artık kaçacak bir delik bulamıyorum. elbet gideceğim, geri dönemeyeceğim bir şekilde gideceğim, eminim. kalan sağlar benim değil. farkındayım. her şey net, gördüğüm her şey dibine kadar net ancak zihnim değil. yüreğim titriyor. devasa bir kargaşaya hapsoldum. hayatta iz bırakmak zor, onca debelendim durdum ama bir çentik izi bile bırakamadım ki. yapamadım. ne istediysem içimde ukde kaldı, ne dilediysem havada asılı. yarım kalmış bir hayat. benim yönlendiremediğim bir yaşantı. rezalet. kusmak istiyorum. bağırmak istiyorum. gözlerim bir daha açılmasa gam yemem. ben artık bitsin istiyorum. 

himekawa

geldiğim hale karşı o kadar üzgün ve bir o kadar umarsızım ki yalnızca birkaç saniye dışa vurabiliyorum içimdeki kini, siniri ve öfkeyi. bana kalansa saatler boyu vücudumu ele geçirmekte olan, dinmek bilmez sızı. günah keçisi miyim ben be amına kodumun çocukları